22 Mayıs 2012 Salı Saat 06:05
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ünal Özmen Neden Hayır Dedi?
27 Aralık 2011 Salı Saat 08:39
Gölbaşı-Harmanlılı, Birgün Gazetesi Köşe Yazarı Eğitimci Yazar, Ünal Özmen, 1998'de gündeme gelen termik santrale neden hayır' dememiz gerektiğini anlattı.

Harmanlı’ya termik santral yapılmasına niçin “hayır” demeliyiz

 

Ünal Özmen

ozmenu@gmail.com

www.unalozmen.com

 

Gölbaşı (Harmanlı) havzasına termik santral yapımı, ilk kez 1998 yılında gündeme geldi. Fakat Harmanlı kömür ocağının o zamanki sahibinin sermaye yapısının uygunsuzluğu ve uluslararası ortak bulunmaması bu projeyi kısa sürede gündemden düşürmüştü. Aradan on üç yıl geçtikten, kömür ocağı el değiştirdikten sonra bu bölgeye termik santral yapımı tekrar gündeme geldi. Bu kez sahip, Türkiye zenginlik sıralamasında ilk yüze girmiş bir holding. Belli ki proje kaldığı yerden devam edecek.

Şirket, arazileri satın almaya başlamış; muhtemelen fizibilite çalışması da tamamlanmıştır. Yani projenin uygulanmasına başlanmış denilebilir. Buna karşın henüz halkımızdan duyulabilir bir tepki gelmedi. Belki de santral yapılıp bölgeye olumsuz etkileri ortaya çıkana dek herhangi bir itiraz gelmeyecek. Görünen o ki arazi alımına, sahiplerinin bile ekonomik olarak değersiz bulduğu kısmen atıl bölgeden başlanmış olması, halkta ikna edici bir etki yaratmış. Konukoğlu şirketinin, ortaya çıkacak olası muhalefeti engelleyici cömertliğini de buna eklemek gerek.

Bizim gibi olayı çevre ve insanlığın geleceği açısından ele alanlar, ekonomik parametrelerle açıklanan faydalar karşısında etkili olamayacak. Her toplumsal muhalefette olduğu gibi termik santral yapımına itirazımız da muhasebe teknikleriyle yapılan hesaplarla etkisizleştirilmeye çalışılacak. Santralin bölgeye getireceği ticari hareketlilikten, yaratacağı istihdam olanaklarından, “Gölbaşı'nın çehresini değiştirecek” yan faaliyet alanlarından, ülkenin elektrik gereksiniminden söz edilecek. Çevreye vereceği zararın ise filtre takılarak engelleneceği söylenecek. Hiç kimse, orada üretilecek elektriğin, gereksiz yere aydınlatılan birkaç otoyol kavşağından tasarruf edilecek elektriğe denk olduğu ile ilgilenmeyecek. Bu bakış açısına, bir şeyin fiyatı ile değerinin aynı şey demek olduğunu da anlatamayacağız.

Gittikçe ağırlaşan ekonomik sorunlar, bu sorunu yaşayan insanları, kısa vadeli çözüm üreten projelere katkı vermeye hazırlar. Hele o proje, kişiye küçük de olsa bir pay alacağını vaat ediyorsa onu, projenin uzun vadede yol açacağı tahribata inandırmak daha da güçleşir. Zaten bu santralin yapımını garanti eden en önemli güvence de bu. Fakat bilinmeli ki burada tartıştığımız santralin ekonomik sonuçları, hummalı bir çalışma sonunda yeniden dönülen bağcılığın ekonomik ve sosyal getirisini karşılayacak düzeyde olmayacaktır.

Doğrusu Harmanlı kömürüyle elektrik üretimi yapacak bir santralin bölgede yaratacağı en inandırıcı değişiklik “Gölbaşı'nın çehresinin değişecek” olmasıdır. Çevre duyarlılığı ile bakıldığında bu öngörünün ne kadar inandırıcı olduğunu daha net görebiliriz.

Bilindiği gibi çevreci anlayış, canlıları ön plana çıkartır. Doğal olarak çevreci, maliyet hesabına hava, su, toprak, bitki örtüsü; canlılar ve zaman gibi ekosistemi oluşturan bütün unsurları da katar. Maliyet hesabını bu ölçütlerle yapan çevreci, 1 kw/saat elektrikle, 1 cm3 hava, 1cm2 toprak mübadelesinde havanın ve toprağın fiyatını elektrikle eşleşemeyecek düzeyde tutar. Çevreci için ölçü fiyat değil, bölgenin taşıdığı değerdir.

 

Neden?

Çünkü teknoloji, elektrik üretimi için birçok alternatif yol bulmuş olmasına rağmen henüz toprak, hava, su ve insan üretmenin yolunu bulamamıştır. Sanırım şu çarpıcı bilgi, canlılığın sürdürülebilmesi için tercihimizi hangi yönde yapmamız gerektiğine yardımcı olur: Sadece bir santim kalınlığındaki toprağın yeterli fosil, orman, zaman, iklim ve topoğrafik koşulların en elverişli olduğu yerde oluşumu en az 100 yıl gerektirmektedir.

Gölbaşı havzasının toprağı birinci sınıf ve her türlü tarımsal üretimin yapılabileceği özelliğe sahiptir. Burada yapılan tarımsal çalışmalarda bu gerçek görülmektedir. Gölbaşı havzasının, Harmanlı’dan İnekli’ye kadar ortalama bir metre kalınlıkta (tarımsal üretime elverişli) toprağa sahip olduğunu varsayarsak, yukarıda belirtilen ideal koşullarda bu toprağın oluşumu için gerekli süre en az 10 bin yıldır. Göller çevresinde yapılan hafriyat çalışmalarında görüldüğü gibi kimi yerlerde tarıma elverişli toprak kalınlığı 10 metreyi bulmaktadır. Bundan dolayı, sürdürülebilir bir yaşam ortamı ve daha birçok mantıklı gerekçeyle bu anlamsız ve mantıksız projeye karşı çıkılmalıdır.

Gölbaşı havzasının ekolojik konumundan söz ettik; biraz da termik santralin yapılması durumunda ortaya çıkacak sorunlardan söz edelim. Benim burada sıralayacaklarım olası sorunlar değil, çevreye etkisi değerlendirilmeden yapılmış ve yıllardan beri işletilmekte olan santral alanlarında görülen sonuçlardır. Hemen hemen Türkiye’deki kömürle çalışan tüm termik santrallerini ve çevreye verdiği zararı gördüm. Bundan dolayı henüz kömür özelliği taşımayan, ancak yanma özelliği olan toprak diyebileceğimiz bir fosil yakıtla çalışan santralin yaratacağı tahribatı tahmin edebiliyorum. Afşin Elbistan, Tavşanlı Tunçbilek, Manisa Soma, Muğla Yatağan termik santrallerinin çevreye etkisini gördükten sonra, Harmanlı termik santralinin faaliyete geçmesiyle olabilecekleri tahmin etmek daha da kolaylaşıyor:

·         Santral işletilmeye açıldıktan beş yıl sonra, üç kilometre çapındaki arazide bütün canlılık yok olmaya başlayacak,

·         Kullanılacak kömürün yandıktan sonra hacminin azalmadığı bilinen bir gerçek; her gün yanan yüzlerce ton kömürün bir o kadar da atığı olacaktır. Atıklar, her beş yılda göçük tehlikesi yaratan yapay kül dağları oluşturacaktır. Bölgede, kül dağlarının güvenle konuşlandırılacağı bir yer yoktur. Muhtemelen Göksu vadisi atık merkezi olacaktır. Kül dağlarının Göksu vadisini çölleştireceğini ve Göksu’da abdest bile alınamayacağını şimdiden ilan edebiliriz.

·         Kömür havzasında oluşacak çukur, kaçınılmaz olarak Harmanlı’nın altını oyacak; kasabanın tahliyesi gündeme gelecektir. Zamanla yapay gölete dönüşecek çukur, gölbaşı ve göl için tehdit oluşturacaktır.

·         Harmanlı kömürünün hava ile birleştiğinde çıkardığı metangazı, yanmasıyla ortaya çıkan gazdan daha tehlikelidir. Bunu Harmanlı’da yaşayan herkes bilir. Ne kadar derine inilirse o kadar fazla ortaya çıkacak olan metangazı, katı atıkların aksine daha geniş bir alana yayılacaktır.

·         Erkenek tarafından gelen Kuzey rüzgârları Gölbaşı’nın klimasıdır. Bu rüzgârla birlikte gelen gaz kütlesi, Gölbaşı halkını boğacaktır.

·         Doğanın milyonlarca yılda oluşturduğu bu harika coğrafya, yirmi yıl sonra bir daha yaşanmayacak hale gelecektir.

Bütün bunları sorun etmeyelim, yaşam alanımız yaşanmaz hale gelirse, başka yaşam alanları buluruz diyelim; peki, gerçekleşmesi durumunda insanları göçe zorlayarak sosyal ilişkilerin bozulmasını telafi edebilecek miyiz? Akrabanızı, komşunuzu, arkadaşınızı, hemşerinizi yanınızda götürebilecek misiniz? Bilinmeli ki yüzlerce yıllık geçmişe dayanan sosyal ilişkilerimiz yaşam alanı dediğimiz ortamın en önemli bileşenlerinden biridir.

Ozan Yol ayrımından batıya, Gölbaşı yönüne baktığımızda, sadece İsviçre’de görülebilecek bir manzarayla karşı karşıya olduğumuzu belki hiç düşünmedik. Emin olun, üç gölü görüş alanınıza ancak İsviçre’de sokabilirsiniz. Hatta biraz daha yukarıya, Güneyin tepesine çıktığınızda bir de nehir denebilecek akarsu (Göksu) görürsünüz (Şu sıralar hidroelektirik santralleriyle o da payına düşeni almak üzere). Yukarıda özetlemeye çalıştığım sonuçları dikkate alındığında her bölge için geçerli olan karşı görüş, bu olağanüstü özelliklere sahip Gölbaşı için neden geçerli olmasın? İssizliğin yoğun olduğu bir Güneydoğu kasabası olması, itiraz hakkımızı kullanmaya engel unsur olmamalı. Gökova, Akkuyu, Ayder, Bergama o bölgenin insanı için ne ifade ediyorsa İnekli, Azaplı ve Gölbası Gölleri; Sökünönü, Göksu vadisi de bizim için aynı şeyleri ifade etmelidir.

Binlerce yıl sonraki kuşaklara ait kömür yatağını, henüz oluşumunu tamamlamadan işletmeye açarak geleceğe ait bir miras gasp edildi. Buna bir de hava, su, toprak, canlı ve zaman gaspını eklemeyelim! Belki gelecek kuşaklar birinci suç için hoşgörü gösterebilirler ama doğa katliamını, kesinlikle doğanın kendisi gelecek kuşaklara bırakmadan, kimseyi ayırt etmeden cezalandıracaktır.

“Be kardeşim, oraya yapma, buraya yapma ya nereye yapalım, memleketin enerji gereksinimini nasıl karşılayalım?” diyenler elbette olacak. Onlara, Güneş, rüzgâr, hidrojen, hidroelektrik ve jeotermal gibi alternatif kaynaklara yönelin; enerjisi savurganlığına (her bir altını için bir ampul yakan kuyumcular gibi) son verecek önlemleri alın; dünya ortalamasının iki katı olan elektrik kaçağını engelleyin diyebiliriz.

Santralin yapımına karşı çıkmak için çevreci olmaya veya her hangi bir siyasi tercihe sahip olmaya da gerek yoktur. Doğanın gösterdiği tepki kadar tepki gösterecek duyarlılığa, bütün kavgaların nedeni olan “yaşam alanını koruma” bilincine sahip olmak yeterlidir.


Bu yazı toplam 366 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Bülent Tayfun Kaplan
AYRILIK VE DEPRESYON
Mehmet Girişit
El Fatiha
Arif Akpınar
Özgecan (naat)
Mustafa Turan
Merhaba Adıyaman
ARŞİVDE ARA