Gölbaşı-Harmanlılı, Birgün Gazetesi Köşe Yazarı Eğitimci Yazar, Ünal Özmen, 1998'de gündeme gelen termik santrale neden hayır' dememiz gerektiğini anlattı.
Harmanlı’ya
termik santral yapılmasına niçin “hayır” demeliyiz
Ünal Özmen
ozmenu@gmail.com
www.unalozmen.com
Gölbaşı (Harmanlı) havzasına termik santral yapımı,
ilk kez 1998 yılında gündeme geldi. Fakat Harmanlı kömür ocağının o zamanki
sahibinin sermaye yapısının uygunsuzluğu ve uluslararası ortak bulunmaması bu
projeyi kısa sürede gündemden düşürmüştü. Aradan on üç yıl geçtikten, kömür
ocağı el değiştirdikten sonra bu bölgeye termik santral yapımı tekrar gündeme
geldi. Bu kez sahip, Türkiye zenginlik sıralamasında ilk yüze girmiş bir
holding. Belli ki proje kaldığı yerden devam edecek.
Şirket, arazileri satın almaya başlamış; muhtemelen
fizibilite çalışması da tamamlanmıştır. Yani projenin uygulanmasına başlanmış
denilebilir. Buna karşın henüz halkımızdan duyulabilir bir tepki gelmedi. Belki
de santral yapılıp bölgeye olumsuz etkileri ortaya çıkana dek herhangi bir
itiraz gelmeyecek. Görünen o ki arazi alımına, sahiplerinin bile ekonomik
olarak değersiz bulduğu kısmen atıl bölgeden başlanmış olması, halkta ikna edici
bir etki yaratmış. Konukoğlu şirketinin, ortaya çıkacak olası muhalefeti
engelleyici cömertliğini de buna eklemek gerek.
Bizim gibi olayı çevre ve insanlığın geleceği
açısından ele alanlar, ekonomik parametrelerle açıklanan faydalar karşısında
etkili olamayacak. Her toplumsal muhalefette olduğu gibi termik santral
yapımına itirazımız da muhasebe teknikleriyle yapılan hesaplarla
etkisizleştirilmeye çalışılacak. Santralin bölgeye getireceği ticari
hareketlilikten, yaratacağı istihdam olanaklarından, “Gölbaşı'nın çehresini
değiştirecek” yan faaliyet alanlarından, ülkenin elektrik gereksiniminden söz
edilecek. Çevreye vereceği zararın ise filtre takılarak engelleneceği
söylenecek. Hiç kimse, orada üretilecek elektriğin, gereksiz yere aydınlatılan
birkaç otoyol kavşağından tasarruf edilecek elektriğe denk olduğu ile
ilgilenmeyecek. Bu bakış açısına, bir şeyin fiyatı ile değerinin aynı şey demek
olduğunu da anlatamayacağız.
Gittikçe ağırlaşan ekonomik sorunlar, bu sorunu
yaşayan insanları, kısa vadeli çözüm üreten projelere katkı vermeye hazırlar. Hele
o proje, kişiye küçük de olsa bir pay alacağını vaat ediyorsa onu, projenin
uzun vadede yol açacağı tahribata inandırmak daha da güçleşir. Zaten bu
santralin yapımını garanti eden en önemli güvence de bu. Fakat bilinmeli ki
burada tartıştığımız santralin ekonomik sonuçları, hummalı bir çalışma sonunda
yeniden dönülen bağcılığın ekonomik ve sosyal getirisini karşılayacak düzeyde
olmayacaktır.
Doğrusu Harmanlı kömürüyle elektrik üretimi yapacak
bir santralin bölgede yaratacağı en inandırıcı değişiklik “Gölbaşı'nın çehresinin
değişecek” olmasıdır. Çevre duyarlılığı ile bakıldığında bu öngörünün ne kadar
inandırıcı olduğunu daha net görebiliriz.
Bilindiği gibi çevreci anlayış, canlıları ön plana
çıkartır. Doğal olarak çevreci, maliyet hesabına hava, su, toprak, bitki
örtüsü; canlılar ve zaman gibi ekosistemi oluşturan bütün unsurları da katar.
Maliyet hesabını bu ölçütlerle yapan çevreci, 1 kw/saat elektrikle, 1 cm3
hava, 1cm2 toprak mübadelesinde havanın ve toprağın fiyatını
elektrikle eşleşemeyecek düzeyde tutar. Çevreci için ölçü fiyat değil, bölgenin
taşıdığı değerdir.
Neden?
Çünkü teknoloji, elektrik üretimi için birçok
alternatif yol bulmuş olmasına rağmen henüz toprak, hava, su ve insan üretmenin
yolunu bulamamıştır. Sanırım şu çarpıcı bilgi, canlılığın sürdürülebilmesi için
tercihimizi hangi yönde yapmamız gerektiğine yardımcı olur: Sadece bir santim
kalınlığındaki toprağın yeterli fosil, orman, zaman, iklim ve topoğrafik
koşulların en elverişli olduğu yerde oluşumu en az 100 yıl gerektirmektedir.
Gölbaşı havzasının toprağı birinci sınıf ve her türlü
tarımsal üretimin yapılabileceği özelliğe sahiptir. Burada yapılan tarımsal
çalışmalarda bu gerçek görülmektedir. Gölbaşı havzasının, Harmanlı’dan
İnekli’ye kadar ortalama bir metre kalınlıkta (tarımsal üretime elverişli)
toprağa sahip olduğunu varsayarsak, yukarıda belirtilen ideal koşullarda bu
toprağın oluşumu için gerekli süre en az 10 bin yıldır. Göller çevresinde
yapılan hafriyat çalışmalarında görüldüğü gibi kimi yerlerde tarıma elverişli
toprak kalınlığı 10 metreyi bulmaktadır. Bundan dolayı, sürdürülebilir bir
yaşam ortamı ve daha birçok mantıklı gerekçeyle bu anlamsız ve mantıksız
projeye karşı çıkılmalıdır.
Gölbaşı havzasının ekolojik
konumundan söz ettik; biraz da termik santralin yapılması durumunda ortaya
çıkacak sorunlardan söz edelim. Benim burada sıralayacaklarım olası sorunlar
değil, çevreye etkisi değerlendirilmeden yapılmış ve yıllardan beri
işletilmekte olan santral alanlarında görülen sonuçlardır. Hemen hemen
Türkiye’deki kömürle çalışan tüm termik santrallerini ve çevreye verdiği zararı
gördüm. Bundan dolayı henüz kömür özelliği taşımayan, ancak yanma özelliği olan
toprak diyebileceğimiz bir fosil yakıtla çalışan santralin yaratacağı tahribatı
tahmin edebiliyorum. Afşin Elbistan, Tavşanlı Tunçbilek, Manisa Soma, Muğla
Yatağan termik santrallerinin çevreye etkisini gördükten sonra, Harmanlı termik
santralinin faaliyete geçmesiyle olabilecekleri tahmin etmek daha da
kolaylaşıyor:
·
Santral işletilmeye açıldıktan beş
yıl sonra, üç kilometre çapındaki arazide bütün canlılık yok olmaya başlayacak,
·
Kullanılacak kömürün yandıktan sonra
hacminin azalmadığı bilinen bir gerçek; her gün yanan yüzlerce ton kömürün bir
o kadar da atığı olacaktır. Atıklar, her beş yılda göçük tehlikesi yaratan yapay
kül dağları oluşturacaktır. Bölgede, kül dağlarının güvenle konuşlandırılacağı
bir yer yoktur. Muhtemelen Göksu vadisi atık merkezi olacaktır. Kül dağlarının
Göksu vadisini çölleştireceğini ve Göksu’da abdest bile alınamayacağını şimdiden
ilan edebiliriz.
·
Kömür havzasında oluşacak çukur, kaçınılmaz
olarak Harmanlı’nın altını oyacak; kasabanın tahliyesi gündeme gelecektir. Zamanla
yapay gölete dönüşecek çukur, gölbaşı ve göl için tehdit oluşturacaktır.
·
Harmanlı kömürünün hava ile
birleştiğinde çıkardığı metangazı, yanmasıyla ortaya çıkan gazdan daha
tehlikelidir. Bunu Harmanlı’da yaşayan herkes bilir. Ne kadar derine inilirse o
kadar fazla ortaya çıkacak olan metangazı, katı atıkların aksine daha geniş bir
alana yayılacaktır.
·
Erkenek tarafından gelen Kuzey rüzgârları
Gölbaşı’nın klimasıdır. Bu rüzgârla birlikte gelen gaz kütlesi, Gölbaşı halkını
boğacaktır.
·
Doğanın milyonlarca yılda
oluşturduğu bu harika coğrafya, yirmi yıl sonra bir daha yaşanmayacak hale gelecektir.
Bütün bunları sorun etmeyelim, yaşam alanımız yaşanmaz
hale gelirse, başka yaşam alanları buluruz diyelim; peki, gerçekleşmesi
durumunda insanları göçe zorlayarak sosyal ilişkilerin bozulmasını telafi
edebilecek miyiz? Akrabanızı, komşunuzu, arkadaşınızı, hemşerinizi yanınızda
götürebilecek misiniz? Bilinmeli ki yüzlerce yıllık geçmişe dayanan sosyal
ilişkilerimiz yaşam alanı dediğimiz ortamın en önemli bileşenlerinden biridir.
Ozan Yol ayrımından batıya, Gölbaşı yönüne baktığımızda,
sadece İsviçre’de görülebilecek bir manzarayla karşı karşıya olduğumuzu belki
hiç düşünmedik. Emin olun, üç gölü görüş alanınıza ancak İsviçre’de
sokabilirsiniz. Hatta biraz daha yukarıya, Güneyin tepesine çıktığınızda bir de
nehir denebilecek akarsu (Göksu) görürsünüz (Şu sıralar hidroelektirik
santralleriyle o da payına düşeni almak üzere). Yukarıda özetlemeye çalıştığım
sonuçları dikkate alındığında her bölge için geçerli olan karşı görüş, bu
olağanüstü özelliklere sahip Gölbaşı için neden geçerli olmasın? İssizliğin
yoğun olduğu bir Güneydoğu kasabası olması, itiraz hakkımızı kullanmaya engel unsur
olmamalı. Gökova, Akkuyu, Ayder, Bergama o bölgenin insanı için ne ifade
ediyorsa İnekli, Azaplı ve Gölbası Gölleri; Sökünönü, Göksu vadisi de bizim
için aynı şeyleri ifade etmelidir.
Binlerce yıl sonraki kuşaklara ait kömür yatağını,
henüz oluşumunu tamamlamadan işletmeye açarak geleceğe ait bir miras gasp
edildi. Buna bir de hava, su, toprak, canlı ve zaman gaspını eklemeyelim! Belki
gelecek kuşaklar birinci suç için hoşgörü gösterebilirler ama doğa katliamını,
kesinlikle doğanın kendisi gelecek kuşaklara bırakmadan, kimseyi ayırt etmeden cezalandıracaktır.
“Be
kardeşim, oraya yapma, buraya yapma ya nereye yapalım, memleketin enerji
gereksinimini nasıl karşılayalım?” diyenler elbette olacak. Onlara, Güneş, rüzgâr,
hidrojen, hidroelektrik ve jeotermal gibi alternatif kaynaklara yönelin; enerjisi
savurganlığına (her bir altını için bir ampul yakan kuyumcular gibi) son verecek
önlemleri alın; dünya ortalamasının iki katı olan elektrik kaçağını engelleyin
diyebiliriz.
Santralin yapımına karşı çıkmak için
çevreci olmaya veya her hangi bir siyasi tercihe sahip olmaya da gerek yoktur. Doğanın
gösterdiği tepki kadar tepki gösterecek duyarlılığa, bütün kavgaların nedeni
olan “yaşam alanını koruma” bilincine sahip olmak yeterlidir.
Bu yazı toplam 366 defa okundu.