22 Mayıs 2012 Salı Saat 06:17
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Arif Akpınar
arif_han@mynet.com
Ateşin kibri, toprağın onurunu yenemez
17 Kasım 2011 Perşembe Saat 11:24

Şeytan ve onun müntesipleri ne yaparlarsa yapsınlar, insanlık konumlarını kaybetmeyen adanmış ruhlu birileri hep olacak...

Günümüzdeki hâkimiyet kavgalarını görünce şunları düşünmeden edemiyor insan.

Şeytan’ın Allah’a karşı isyan edişi nüfuz ve ayrıcalığını kaybetme düşüncesiydi. Kendisinden daha aşağı, daha süfli gördüğü bir varlığın, konum olarak kendi üzerine çıkmasını hazmedemedi ve küstahlaştı şeytan. Şeytanın küstahlığının altında yatan gerçek ise, eski statüsünden kaynaklanan kibridir. Yani özel bir yerde olması, farkında olmadan kendinde kudret görmesini sağlamış ve onu şımartmış, sonunda da konumunu kaybetme endişesiyle küstahlaşmış ve isyana sürüklenmiştir.

Bu hikâyenin insanlığı kapsayan şümullü bir tarafı da vardır. Kendisini seçilmiş, kudretli, üstün ve elit görenler; diğer insanları banal, aşağıda ve süfli görmeye başlıyorlar zamanla. Kibir dağlarında şımaran, küstahlaşan bu güruh kendinden aşağı gördüğü diğer insanların masum insani istekleri karşısında çılgına dönmeye, canavarlaşmaya başlıyor.

Efendimiz Aleyhisselam dönemindeki müşriklerin ruh hali de böyledir. Bunlardan bir gurup Efendimiz Aleyhisselamın yanına gelerek, zayıf ve fakir Müslümanları meclislerinde görmek istemediklerini belirtirler. Efendimiz Aleyhisselam, belki bu vesileyle kalpleri imana aralanır ümidiyle onların bu teklifine hafif meyil gösterir. Bunun üzerine şu ayet nazil olur: ‘‘(Habibim) 73. Müşrikler, sana vahyettiğimizden başka bir şeyi yalan yere bize isnat etmen için seni, nerdeyse, sana vahyettiğimizden saptıracaklar ve ancak o takdirde seni candan dost kabul edeceklerdi.

Eğer seni sebatkâr kılmasaydık, gerçekten, nerdeyse onlara birazcık meyledecektin.’’(İsra,73-7

Bu ruh halini; dünyayı yöneten kimi seçkinlerde(!) gördüğümüz gibi, onların iktidar sahibi yaptığı kimi ülkelerin hâkimleri için de düşünebiliriz.

Örneğin gündemdeki bir konu olduğu için Suriye’nin hâkimleri bu ruh haline örnek gösterilebilir. Yüzde on ikilik hâkim bir azınlığın, yüzde seksen sekizlik bir çoğunluğun istekleri karşısında çıldırmasının ve katliama varan şiddete başvurmasının altındaki gerçek budur. Bu kesim, vaktiyle İngilizlerin kendilerine altın tepsi içinde sunduğu iktidarla şımarmış, kendisini halkın üzerinde görmeye başlamıştır.

Mısır’daki, Libya’daki, Tunus’taki ve bir zamanlar Irak’taki anlayış da buydu.

Bu şeytani ruh halini, biraz daha özele yani kendi ülkemize dahi indirgeyebiliriz. Bizdeki vesayetçi anlayışın da aynı ruh hali içinde olduğunu söylemek hakikat olur. Bizdeki kavgaların temelindeki gerçek de yıllardır kendisini halkın üzerinde gören, kendisini asıl, halkı karşı devrim ürünü olarak gören bir anlayışın, halkın istekleri ve hâkimiyeti karşısındaki hazımsızlığı değil midir? Veya PKK gibi unsurların silah zoruyla kendilerine kurdukları statikoyu kaybetmek istememeleri de bu minval üzere değil midir?

Aslında bütün kavgaların temelindeki gerçek şudur:  Konumunu kaybetmek…

Habil ile Kabil’den bu yana gelen kavgaların sebebi bu şeytani küstahlıkta gizlidir. Oysa şeytanı makamından, nüfuzundan eden gururu ve küstahlığıydı.

Şeytan o gün bu gündür kendine insanlardan da ortaklar bularak öç almanın harlı ateşiyle yanmakta ve insan olarak kalmak isteyenleri huzursuz etmektedir. Kimini kurduğu tuzaklarla insanlık tahtından indirirken, bilmediği bir gerçek de vardır şeytanın. O da şudur:

Çünkü şeytan insandan intikam almaya çalışırken kendisine direnen ve insani özelliklerini kaybetmeyen kimilerini de cennete layık hale getirmektedir. Bu durum, eminim ki şeytana azap vermektedir.

Aynen öyle de şeytanın tavrına bürünmüş kibirli diktatörler ve elitler, zulümleriyle halktan insanları daha donanımlı, daha üstün kıldıklarının farkında değiller.  Görünen o ki bundan sonra zalimler, derebeyi zihniyetliler değil, halkın üstünlüğü egemen olacak dünyada. İnşallah bu süreçte kendi iktidarlarını kurup kendi gücünün saltanatını sürecek olan halklar, aynı hataya düşüp küstahlaşmaz ve kibir dağlarına tırmanmazlar. Ancak böyle bir tehlike her zaman vardır.

Çünkü şeytan insanı boş bırakmayacağını Âlemlerin Rabbi’nin huzurunda ahdetmişti. Ancak şeytan; insanoğlunu sağdan, soldan, arkadan, önden, kuşatsa da, aralarına korku salsa da şeytanın kovulmuş olmasından kaynaklanan nüfuz kaybı geri gelmeyecektir.

Bunu şeytan biliyor ama ona uyan insanların da bilmesinde kendileri açısından ve insanlık açısından fayda vardır. Şeytan ve onun müntesipleri ne yaparlarsa yapsınlar, insanlık konumlarını kaybetmeyen adanmış ruhlu birileri hep olacak, şeytan ve müntesipleri asla yeryüzünde mutlak zaferini ilan edemeyecektir. Bundandır ki kibir dağlarında gürlemek, tehdit naraları atmak ve halklara zulmetmek boşunadır. Çünkü yeryüzü eşref-i mahlûkat olan insanoğlu için yaratılmıştır.

Ateşin kibri, toprağın onurunu hiçbir zaman büsbütün eritemeyecek.

Bu yazı toplam 400 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Bülent Tayfun Kaplan
AYRILIK VE DEPRESYON
Mehmet Girişit
El Fatiha
Arif Akpınar
Özgecan (naat)
Mustafa Turan
Merhaba Adıyaman
ARŞİVDE ARA