Şeytan ve onun müntesipleri ne yaparlarsa yapsınlar, insanlık konumlarını kaybetmeyen adanmış ruhlu birileri hep olacak...
Günümüzdeki hâkimiyet kavgalarını görünce şunları düşünmeden edemiyor insan.
Şeytan’ın
Allah’a karşı isyan edişi nüfuz ve ayrıcalığını kaybetme düşüncesiydi.
Kendisinden daha aşağı, daha süfli gördüğü bir varlığın, konum olarak
kendi üzerine çıkmasını hazmedemedi ve küstahlaştı şeytan. Şeytanın
küstahlığının altında yatan gerçek ise, eski statüsünden kaynaklanan
kibridir. Yani özel bir yerde olması, farkında olmadan kendinde kudret
görmesini sağlamış ve onu şımartmış, sonunda da konumunu kaybetme
endişesiyle küstahlaşmış ve isyana sürüklenmiştir.
Bu hikâyenin
insanlığı kapsayan şümullü bir tarafı da vardır. Kendisini seçilmiş,
kudretli, üstün ve elit görenler; diğer insanları banal, aşağıda ve
süfli görmeye başlıyorlar zamanla. Kibir dağlarında şımaran, küstahlaşan
bu güruh kendinden aşağı gördüğü diğer insanların masum insani
istekleri karşısında çılgına dönmeye, canavarlaşmaya başlıyor.
Efendimiz
Aleyhisselam dönemindeki müşriklerin ruh hali de böyledir. Bunlardan
bir gurup Efendimiz Aleyhisselamın yanına gelerek, zayıf ve fakir
Müslümanları meclislerinde görmek istemediklerini belirtirler. Efendimiz
Aleyhisselam, belki bu vesileyle kalpleri imana aralanır ümidiyle
onların bu teklifine hafif meyil gösterir. Bunun üzerine şu ayet nazil
olur: ‘‘(Habibim) 73. Müşrikler, sana vahyettiğimizden başka
bir şeyi yalan yere bize isnat etmen için seni, nerdeyse, sana
vahyettiğimizden saptıracaklar ve ancak o takdirde seni candan dost
kabul edeceklerdi.
Eğer seni sebatkâr kılmasaydık, gerçekten, nerdeyse onlara birazcık meyledecektin.’’(İsra,73-7
Bu
ruh halini; dünyayı yöneten kimi seçkinlerde(!) gördüğümüz gibi,
onların iktidar sahibi yaptığı kimi ülkelerin hâkimleri için de
düşünebiliriz.
Örneğin gündemdeki bir konu olduğu için Suriye’nin
hâkimleri bu ruh haline örnek gösterilebilir. Yüzde on ikilik hâkim bir
azınlığın, yüzde seksen sekizlik bir çoğunluğun istekleri karşısında
çıldırmasının ve katliama varan şiddete başvurmasının altındaki gerçek
budur. Bu kesim, vaktiyle İngilizlerin kendilerine altın tepsi içinde
sunduğu iktidarla şımarmış, kendisini halkın üzerinde görmeye
başlamıştır.
Mısır’daki, Libya’daki, Tunus’taki ve bir zamanlar Irak’taki anlayış da buydu.
Bu
şeytani ruh halini, biraz daha özele yani kendi ülkemize dahi
indirgeyebiliriz. Bizdeki vesayetçi anlayışın da aynı ruh hali içinde
olduğunu söylemek hakikat olur. Bizdeki kavgaların temelindeki gerçek de
yıllardır kendisini halkın üzerinde gören, kendisini asıl, halkı karşı
devrim ürünü olarak gören bir anlayışın, halkın istekleri ve hâkimiyeti
karşısındaki hazımsızlığı değil midir? Veya PKK gibi unsurların silah
zoruyla kendilerine kurdukları statikoyu kaybetmek istememeleri de bu
minval üzere değil midir?
Aslında bütün kavgaların temelindeki gerçek şudur: Konumunu kaybetmek…
Habil
ile Kabil’den bu yana gelen kavgaların sebebi bu şeytani küstahlıkta
gizlidir. Oysa şeytanı makamından, nüfuzundan eden gururu ve
küstahlığıydı.
Şeytan o gün bu gündür kendine insanlardan da
ortaklar bularak öç almanın harlı ateşiyle yanmakta ve insan olarak
kalmak isteyenleri huzursuz etmektedir. Kimini kurduğu tuzaklarla
insanlık tahtından indirirken, bilmediği bir gerçek de vardır şeytanın. O
da şudur:
Çünkü şeytan insandan intikam almaya çalışırken
kendisine direnen ve insani özelliklerini kaybetmeyen kimilerini de
cennete layık hale getirmektedir. Bu durum, eminim ki şeytana azap
vermektedir.
Aynen öyle de şeytanın tavrına bürünmüş kibirli
diktatörler ve elitler, zulümleriyle halktan insanları daha donanımlı,
daha üstün kıldıklarının farkında değiller. Görünen o ki bundan sonra
zalimler, derebeyi zihniyetliler değil, halkın üstünlüğü egemen olacak
dünyada. İnşallah bu süreçte kendi iktidarlarını kurup kendi gücünün
saltanatını sürecek olan halklar, aynı hataya düşüp küstahlaşmaz ve
kibir dağlarına tırmanmazlar. Ancak böyle bir tehlike her zaman vardır.
Çünkü
şeytan insanı boş bırakmayacağını Âlemlerin Rabbi’nin huzurunda
ahdetmişti. Ancak şeytan; insanoğlunu sağdan, soldan, arkadan, önden,
kuşatsa da, aralarına korku salsa da şeytanın kovulmuş olmasından
kaynaklanan nüfuz kaybı geri gelmeyecektir.
Bunu şeytan biliyor
ama ona uyan insanların da bilmesinde kendileri açısından ve insanlık
açısından fayda vardır. Şeytan ve onun müntesipleri ne yaparlarsa
yapsınlar, insanlık konumlarını kaybetmeyen adanmış ruhlu birileri hep
olacak, şeytan ve müntesipleri asla yeryüzünde mutlak zaferini ilan
edemeyecektir. Bundandır ki kibir dağlarında gürlemek, tehdit naraları
atmak ve halklara zulmetmek boşunadır. Çünkü yeryüzü eşref-i mahlûkat
olan insanoğlu için yaratılmıştır.
Ateşin kibri, toprağın onurunu hiçbir zaman büsbütün eritemeyecek.