23 Şubat 2012 Perşembe Saat 10:08
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Saniye Kısakürek
haticesaniye@yahoo.com
DON KİŞOT’UN TÜRKLERLE MACERASI (I)
10 Ocak 2012 Salı Saat 22:04


İnebahtı’da Neler Oldu?

Osmanlı İmparatorluğu 15. ve 16. yüzyıllarda, Kuzey Afrika’dan tutun da Akdeniz ve Kızıldeniz’e kadar yayılışını sürdürüyordu. Bu yayılmayla birlikte, yeni savaş tekniklerini özellikle de denizlerde yaşam ve mücadele tekniklerini de öğrenmek gerekiyordu. Denizlere açılan Osmanlı,  birçok unsurla da savaşmak zorundaydı. Venedikliler, Cenevizliler, İspanyollar, Portekizliler ve her türlü korsanla mücadele, bunları kapsıyordu.

Düşmanların deniz teknikleri ve savaş biçimleri onlara çok yabancıydı her şeyden önce. Bunun için önce İslamlaşmış korsanların deneyim ve güçlerinden yararlanıldı.  Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa,Turgut Reis, Kılıç Ali Paşa, Uluç Hasan Paşa gibi isimleri bunlara örnek verebiliriz. Diğer taraftan hammadde yönünden Batılıları kıskandıracak bir zenginliğe sahipti Osmanlı. Bundan dolayı donanmayı oluşturmakta da güçlük çekilmiyordu.

Yalnız buna karşın bazı çelişkileri de beraberinde barındırıyordu Osmanlı Donanması.

“Bu donanmanın başta gelen zayıflığı, uzman deniz birliklerinden yoksun oluşudur. Görünüşe göre daha çok tayfa olarak hizmet eden azablar bir yana bırakılırsa, kara birlikleri, yeniçeriler ve daha da fazla sayıda, tımarlı ordudan sipahiler, deniz serüvenlerinde –rastlantıya bağlı olarak- göreve alınırlar; ne var ki, bu da, deneyimlerine ve yaşam biçimlerine yabancıdır onların.”

1571 senesi'nde meydana gelen İnebahtı Savaşı’nda ise bu eksikliklerin bir sonucu olarak yenilgi kaçınılmaz olmuştu. Neticede Osmanlı donanmasının tamamına yakını yok edildi. Osmanlı devleti bu savaştan sonra toprak kaybetmese de Avrupa kamuoyunda varolan Türklerin yenilmezliği inancını derinden sarsmış, yenilgi, Avrupa'da kısa süreli de olsa büyük sevinç yaratmıştır.

Bununla birlikte büyük bozgunun hemen ardından 6 ay gibi oldukça kısa bir sürede yepyeni bir donanma hazırlatan II.Selim, donanmayı eskisinden çok daha güçlü bir hale getirerek , Kıbrıs'ı almak isteyen haçlı donanmasının bir daha bu cesareti bulmasına izin vermemiştir.

Nitekim Sokullu’nun Venedik elçisine; “Biz Kıbrıs’ı almakla sizin kolunuzu kestik. Siz İnebahtı’da donanmamızı bozmakla sakalımızı traş ettiniz.Traş edilen sakal yeniden çıkar ama, bir kolun yerine gelmesi imkansızdır” şeklindeki sözleri de ünlüdür. Gerçekten de Osmanlı donanması Akdeniz’de yeniden eski üstünlüğünü sağlamıştır.

 

Cervantes ve İnebahtı sonrası

Gelelim ünlü Don Kişot romanının yazarı Miguel de Cervantes’e. Cervantes’in yüzyılları aşıp gelen romanında şövalye romanları okumaktan delirmiş bir beyefendinin maceralarının anlatıldığını herkes bilir. Çeşitli öykü gruplarından oluşturduğu romanında Cervantes, katıldığı İnebahtı Savaşı’ndan, “Tutsak” adlı öyküsünde bahseder.

“… Papa V. Pius’un, İspanya ve Venedik Cumhuriyeti’yle birlikte, ortak düşmanımız Türklere savaş açacağını öğrendik, Türk donanması, Venediklilerin malı olan Kıbrıs’ı ele geçirmişti, büyük ve acı bir kayıptı bu bizim için. Yüce kralımız Don Felipe’nin süt kardeşi, Altes Don Juan de Austria’nın bu ortak güce başbuğ olacağını ve büyük savaş hazırlıkları yapıldığını öğrendik.”

“Sizin anlayacağınız şu ünlü Lepanto (İnebahtı) savaşında ben de vardım…”

Cervantes burada Diego de Urbina isimli kişinin ağzından anlatmıştır bu öyküyü. Ama bu ad da uyduruk bir ad değildir. Kendisiyle birlikte savaşa katılan arkadaşının adıdır. Ve katıldığı bu savaştan gururla bahseder. Türklerin bu savaşta yenilerek donanmalarının büyük bölümünü kaybetmiş olmalarından ve denizler üstünde yenilmelerinin ispatı olan bu savaşın sonundan ise şöyle bahseder:

“Hıristiyanlık için pek mutlu bir gündü o. Bütün Avrupa uluslarını Türklerin deniz üstünde yenilmez oldukları efsanesinden kurtarıyor, Osmanlı gururunu yıkıyorduk.”

Savaşın sonu böyle bitmesine rağmen yazar sonunda Uluç Ali’nin gemilerinden birinde esir düşer. Bu ünlü savaşta Cervantes kahramanca çarpışmış; iki kez göğsünden yaralanmış, bir top güllesiyle sol elini kaybetmiştir.

“Başarılı ve gözüpek bir korsan olan Cezayir Beylerbeyi Uluç Ali, bizim Malta Beyi’nin kadırgasını sıkıştırıp ele geçirmişti, gemide ciddi şekilde yaralanmış üç şövalyeden başka kimse kalmamıştı. Benim birliğin bulunduğu Juan Andrea kaptan gemisi bizimkinden ayrıldı, askerlerim yardımıma gelemedi ve ben, öteki gemide bir başıma kalıverdim. Karşı koymak olanaksızdı. Çok kalabalıktılar. Sonunda yara bere içinde teslim oldum.”

Savaşın sonucu Hıristiyanlar açısından mutluluk ve gurur vericidir ama Cervantes için acı bir sondur.

“Uluç Ali’nin bütün gemileriyle kaçıp kurtulduğunu duymuşsunuzdur sanırım. Böylece ben, onca mutlu insan arasındaki sayılı mutsuzlardan biri olan ben, Türk kadırgalarında kürek çekmekte olup da o gün özgürlüğe kavuşan binlerce Hıristiyan’a karşılık tutsak düşen gene bendim.”

Bu yazı toplam 173 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Mehmet Girişit
KARDELEN
Fahrettin Çelik
Devlet Bilinci
ARŞİVDE ARA
SİTE ANKET
Dogalgaz Kullanımından Memnun musunuz?
Evet
Hayır
Isınamıyoruz
Kömür ve Sobanın Sıcaklığını Vermiyor
Faturam Yüksek Geliyor
Bilmiyorum