Yazımın ilk bölümünde anlattığım, Cervantes’in Don Kişot romanında geçen Tutsak adlı öyküsünün İnebahtı Savaşı’yla ilgili kısmından sonra, ikinci bölümünde de Cervantes’in Türklere esir düştükten sonra yaşadıklarına göz atmaya devam edelim.
İnebahtı’dan sonra Cervantes’in kaderi değişir. Hıristiyanlar zafer şarkıları söylerken, Cervantes Türklere esir düşmenin üzüntüsünü yaşamaktadır. Yıllarca esaret altında yaşayan Cervantes Türk gemilerinde kürek çekmiş, Osmanlı hapishanelerinde yatmıştır. Bundan dolayı Türkleri yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Don Kişot’un ağzından anlattığı “Tutsak” adlı öyküsünde de bu özelliklerden yeri geldiğince bahseder. Bunlardan bir tanesi de Kılıç Ali Paşa hakkındadır.
Büyük Sultan Selim, Cervantes’i tutsak eden, aynı zamanda Malta sancağını da getiren Uluç Ali Paşa’yı Kaptan Paşa yapar.
“Türkler onu Uluç Ali Paşa diye çağırırlardı. Uluç adı yavuzluğundan ötürü verilmişti. Türkler insana ya bir kusurundan ya da bir niteliğinden ötürü ad takarlardı. Yalnız dört soyadları vardır, bunlar da Osmanlı hanedanından gelmedir, sultanlar kullanır.
Bu Uluç Ali Paşa da Türklere tutsak düşmüş, on beş yıl kürek çekmiş. Otuz dört yaşında kürek başındayken, Türk’ün biri onu yaman kırbaçlamış, o da öfkesinden dinini değiştirmiş, öç alabilmek için Müslüman olmuş. Öyle büyük kahramanlıklar göstermiş ki sultan sarayındaki beylerin başvurduğu utanç verici yollardan hiçbirine ihtiyaç kalmadan Cezayir Beylerbeyi olmuş, sonra da Kaptan-ı Derya. Bu devletin üçüncü büyük mevkiiydi. Uluç Ali’nin aslı Kalabreliymiş.”
Tarih kaynaklarına baktığımızda ise Kılıç Ali Paşa şöyle anlatılır: 1500 yılında İtalya'da Kalabriya'nın bir köyünde yoksul bir balıkçının oğlu olarak dünyaya geldi. Yeniyetmelik döneminde rivayete göre papaz olmak üzere Napoli'ye giderken Berberi korsanlarından Ali Ahmet Reis tarafından tutsak alındı. Uzun süre kadırgalarda forsalık yaptı. Daha sonra Müslüman olarak özgürlüğünü kazandı ve Ali adını aldı. Korsanlık yapmaya başladı. Arap olmayan korsanlara verilen Uluç namı ile de anılmaya başlandı.
***
Don Kişot’un anlattığı bir diğer öykü ise Osmanlılar’ın Tunus’u almasıyla ilgilidir. Osmanlı’nın Akdeniz’deki mücadelesi devam etmektedir. 1573’te İspanyollar Tunus’u alır. Bunun üzerine İspanyollarla Osmanlılar arasında bir çekişme başlar. Tunus’u almak üzere harekete geçen Osmanlı Sultanı “Türklere özgü bir ileri görüşlülükle” Venediklilerle barış anlaşması imzalar ve Akdeniz’deki yerini sağlama alır.
“Osmanlı 1574’te Tunus’a asker saldı. Ben de vardım bu savaşlarda, kürek başındaydım, özgürlüğe kavuşma konusunda en küçük umudum yoktu.” diyerek içinde bulunduğu duruma dikkat çeker.
Hiçbir tarih kaynağında belirtilmeyen, Türklerin Tunus’ta kullandığı savaş tekniklerini de anlatır bu hikayede. “Türkler çöldeki kumun kolayca küreklendiğini öğrenirler. Kumu torbalara doldurarak, torbaları üst üste yığarak öyle bir tümsek yaptılar ki kentin duvarlarını aştı. Bunun tepesinden perde gerisinden ateş eder gibi rahatça tüfek attılar, böylece, kuşatılanların bütün savunma olanaklarını yok ettiler.”
Böylece kale düşer, Tunus Osmanlı hakimiyetine geçer. Bu zorlu savaş her iki taraftan da binlerce kayıp vermiştir. Türkler savaşı kazanmasına rağmen kayıpları çok fazla olmuştur:
“Kale düştü ama bu düşüş Türklere pek pahalıya mal oldu. İçerideki askerler öyle yaman bir savunma yaptılar ki yirmi iki hücum sırasında yirmi beş bini aşkın düşman öldürdüler.”
Bir diğer hikaye de Tunus düştükten sonra kaçan şövalyelerle ilgilidir. Türklere esir düşmemek için kaçan şövalyelerden birisine yardım eden yandaşlarının hainlik etmesi sonucu şövalyenin başı kesilir. Şövalyenin başını Türk kaptana götürürler. Ancak Kaptan Paşa “Hainlik işe yarasa da hainler tiksinti vericidir” diyerek, şövalyeyi canlı getirmediler diye adamları astırır.
Bu savaştan kısa bir süre sonra Kılıç Ali Paşa ölür. Kılıç Ali Paşa’nın esirleri ise Cezayir beylerine dağıtılır. Cervantes ise Venedikli Hasan Ağa adında daha sonra Cezayir beylerbeyi olan birine düşer.
1575-1580 yılları arasında Cezayir'de esir olarak yaşayan Cervantes, orada da dolandırıcılıkla itham edilip hapse atılır.
Burada yazmaya daha sıkı sarılmıştır. Yaşamının sonlarına doğru ünlü eseri Don Quijote (Don Kişot)'u hapishanede kaleme alır. Yüzyıllar öncesinden gelen ve bir çok esere esin kaynağı olan bu romanının, “Tutsak” adlı öyküsünde Cervantes, hayatından kısa bir kesit sunmuş bize. Bunun yanı sıra tarihin gizli kalmış bazı gerçeklerine de açıklık getirmiş ve o dönemin sosyal, siyasi ve kültürel yönlerine de değinmiştir.
Bu yazı toplam 304 defa okundu.