Hep söylerim, bizim kadar hızla gündemi değiştiren başka bir ülke var mı diye…
Son
zamanlarda Sn. Başbakan’ın ‘’ dindar bir gençlik ‘’ yetiştireceğiz
sözleri epeyce bir ses getirdi. Sn. Başbakanı destekleyen bir kısım
medya ve dindar kesimden de eleştiri geldi.
Hiç
düşündünüz mü ne zaman ki, ülke gündeminde asıl sorunlar tartışılmaya
başlansa, aniden gündeme bir şeyler atılıyor ve ona kilitleniyoruz.
Türkiye’nin kangrene dönüşen sorunlarının iyileştirilmediğini
düşünürsek, Sn. Başbakan bu söylemiyle aslında gündemi ustaca
değiştirdiğini söyleyebilirim. Ancak bu gündem de uzun sürmedi.
Bu
konuda Sn. Başbakana tepkiler büyüdü. Buna rağmen Sn. Başbakan geri
adım atmadığı gibi ‘’ Ne yani, tinerci bir gençlik mi yetiştirmemizi
bekliyorsunuz, hedefimiz demokrasi, öğrenci formatlamak değil’’
Bu söz ‘’ Ya dindar nesil, ya tinerci nesil ‘’ algılamasını getirdi.
Böyle
olsun diyen mi vardı? Kimsenin böyle bir isteği yok. Bugüne kadar bu
ülkenin insanları Müslüman değil miydi? Gençlerimiz tinerci miydi?
Yüzde 99’unun Müslüman olarak kabul edildiği ülkemizde Sn. başbakanın bu çıkışının doğru olmadığını düşünüyorum.
‘’Dinde zorlama yoktur ‘’ Ayeti iyi okunmalıdır. Yüce Allah isteseydi: Yeryüzü insanlığının rengini, inancını, dilini, aynı yaratmaz mıydı?
Her
çocuk dinini elbette öğrenmeli. Ailelerin uygun gördüğü şekilde, hiç
bir baskı olmadan dinini öğrensinler. Ülkemizde başka inançların da
yaşadığını unutmamamız gerekir.
Elbette her konuyu tartışmalıyız ama ülkede başka hiçbir sorun kalmadı mı?
İstiyoruz ki, ülke gençlerimiz gelecek kaygısı taşımasın, istiyoruz ki, okullarda ağır müfredat ve ezberci eğitim sistemi kalksın, 12Eylül’ün ürünü olan YÖK kaldırılsın, Üniversiteler
özerk olsun. İstiyoruz ki, çağdaş bir eğitim, bir bilim politikamız
olsun. İstiyoruz ki, iktidara gelen her siyasi parti eğitim sistemini
kendisine göre şekillendirmesin,
İstiyoruz ki, öğrencilerin alın teri çalınmasın ( KPSS, YGS vb. )
Eğitim sistemimizi takip ettiğim kadarıyla yıllardır ne değişti? Sorunlar azaldı mı, arttı mı? Cevabını sizler verin…
Mutlu bir gençlik var mı?
Etrafımıza
bakın bakalım hangi sorun veya sorunlar öncelikli. Komşularımızla
durumumuz ortadadır. Emperyalist güçler özellikle Türkiye üzerinde ciddi
anlamda oyunlar oynuyorlar. Dünya ülkeleri bir savaşa sürüklenmeye
çalışılıyor, Türkiye Ortadoğu’daki gücünü kaybediyor. Ancak nedense bu
tehlikeler göz ardı ediliyor.
Bugün Gençliğe hitabesini önlerinde engel olarak görenlere
Kurtuluş Savaşı mücadelesini hatırlatırım. Eğer o günün zor
koşullarında Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK ve Silah arkadaşları o
savaşı kazanmasalardı ezanlarımızı susturmayacaklar mıydı? Dindar
olsaydık ne olurdu, dindar olmasaydık ne olurdu? Emperyalist güçler
tarafından işgal edilmiş, paylaşılmış topraklarımız atalarımızın kanıyla
sulanmıştı.
Sağcı olsun, solcu olsun,dindar olsun, dindar olmasın hepimizin
geçmişimize bir vefa borcumuz olmalı diye düşünüyorum. Sn. Başbakan’ın
sözleriyle tartışılan konu, din-devlet, din –laiklik ilişkisini tekrar
gündeme getirdi. Devletin inançlar karşısında tarafsız olması ve tek tip
bir inanç sistemini dayatmaması demokrasinin ta kendisidir.
Laiklik
burada çok önemli bir işleve sahiptir. Toplumdaki her kesimin haklarını
koruyan, toplumsal barışa en büyük katkıyı sunandır. Aslolanda bu değil
midir?
Kaldı ki, Türk aile yapısı
çocuklarını ve gençlerini yetiştirmede örf adetlerine, gelenek
göreneklerine bağlı bir yapıya sahiptir. Yeter ki, devlet iyi bir geleceğe katkı sunmada öncelikli görevlerini yerine getirebilsin.
Görsel
dindarlığın olması önemli değil, önemli olan dinin gerçek özü olan kul
hakkı, yetim hakkının yenmemesi, ahlaki değerlerin yüksek olması, kadim
değerleri yaşatan bir gençlik, adalet, sevgi hoşgörü, akıllı nesiller
yetiştiren bir ülke gençliği elbette önemlidir.
Ülkeyi yönetenler bu gerçeği göz ardı etmemelidirler.
Bu yazı toplam 320 defa okundu.