Türkiye’nin 2023 Hedefleri


Bu makale 2016-04-19 06:52:25 eklenmiş ve 46012 kez görüntülenmiştir.
Mustafa ALPAY

Türkiye’nin 2023 Hedefleri ve Önündeki Devasa Direnç BÜROKRASİ-2 

Vatandaş artık bekleme salonunda kadrolu mağdur ünvanıyla bekler ama itiraz da etmez, eğer itiraz ederse bilir ki işi asla yürümez. Aynı memur duvar sumeninin tam arkasına iş’i için gelen her vatandaşın okuyabileceği puntolarla bilgisayar çıktısı veciz bir söz asmayı da ihmal etmez. “Kaliteli İnsan , Ona Gösterilen Güleryüz ve Samimiyetten Cesaret Bulup, Haddini Aşmayandır!.. diyerek hakkını aramak düşüncesinde olan insana da peşinen, kalitesiz ikinci sınıf insan muamelesi yapmaktan da edep duymaz.
Bürokrasinin tarihi kademelerine kısa kısa değinerek konuyu daha anlaşılır hale getirmek istiyorum.

Osmanlı Devleti'nde Bürokrasi

Kuruluşunda Osmanlı bürokrasisi çok sade ve halkın işlerini kolaylaştırıcı bir amaç taşıyordu mesai sınırlaması aranmadan birçok kamu hizmetleri memurların evlerinde yürütülmekteydi. Osmanlı bürokrasisi örgütü Fatih Sultan Mehmet ile yapılanma sürecine girdi, fonksiyonel dağılımı ve kurallarıyla merkezileştirildi. Belli bölümlerle görev dağılımı kuralı bürokrasiye yerleşmekteydi. Bunlar ilk etapta, İlmiye, Mülkiye, Seyfiye ve Kalemiye olarak dört sınıftı.

İlmiye; din, yargı, eğitim ve belediye hizmetlerini yürütmekteydi,

Mülkiye; Sadrazam, vezir beylerbeyi sancakbeyi gibi üst düzey yönetici gurubunu oluşturuyordu, bu göreve öncelikli olarak Enderun mektebi mezunları arasından liyakat sahibi kişiler seçiliyordu.

Seyfiye; Kumanda heyeti dışında kalan tüm askeri personel olarak vazife yürütmekteydiler.

Kalemiye; Devletin kayıt ve yazışma işlerini yürüten kâtipler ve memurlardı, vatandaşla direk bire bir muhatap olan bu kesimdi.

Başlangıçta çok güzel bir devlet yönetimi hiyerarşisi oluşturan, liyakat odaklı vazife yürüten bu bürokrasi kademelerine daha sonraları liyakat yerine iltimas ve torpil ağırlıklı kişiler atandı.  Her paşanın nüfuzunu hissettirdiği devlet kurumları üzerinden bir paylaşım sürecine geçildi hatta kast sistemi paraleli kundak makamları (Osmanlının çöküş dönemi sürecinde etkili kişilerin henüz kundaktaki bebelerinin makamları ilan edilmeye başlandığı dönem)  belirlendikçe bu durum da gelenekselleşti. Dayanılmaz bürokrasiye yetkilerinin devamını sağlayan ferman, kanun ve nizamlar takviye edilmeye başlandı, artık Osmanlı bürokrasisine en kudretli sultanlar dahi müdahale etmek biryana boyun eğmeye başladılar.

Bürokrasinin öncelikli hedefi ülke çıkarları olma yerine bireysel, aile, kabile ve kendilerine koşulsuz itaat edenlerin çıkarları önceliğini almaya başladı. Bu düzen halkın yönetimden uzaklaşmasını ve kopuşunu hızlandırdı ve yönetimlerin meşruiyetinin sorgulanmasından isyanlara kadar, hatta birçok Anadolu aşiretlerinin ülkeyi terk ederek İran’a yerleşmelerine kadar durum gidince Osmanlı devletinin çöküş süreci de hızlandı.

Ondokuzuncu yüzyılda durumun vahametini gören sultan Abdülhamit Anadolu’da Kürt, Türk ve Arap aşiretlerini tekrar devlete yaklaştırmak ve isyanları bertaraf ederek devlete bağımlı hale getirmek amacıyla daha sonra adıyla anılacak olan Hamidiye alayları teşekkül ettirerek yıkılma sürecinde olan devletin ömrünü bir elli yıl uzattıysa da yıkılmasını durduracak bir mucize gerçekleşmedi. Çünkü bürokratik oligarşi bütün yetkilerini devletin bekası adına değil bireysel çıkarları adına kullanmaktaydı.

Cumhuriyet Dönemi Bürokrasi

Cumhuriyet yönetimi, Osmanlı'dan alınmaması gereken her şeyi almıştır, yıkılan imparatorluğun tüm borçlarını yeni Türkiye üstlenmiştir. Bu borçlardan daha da tehlikelisi Osmanlının yıkılışının asıl sebebi olan kundak bürokrasisini de tamamen almıştır, eksik gördüğü kısımları da kuruluşun eleştirilemez yönetiminin kudretiyle bürokratik oligarşi daha da güçlenerek vatandaşla devlet arasındaki duvar hem yükseltmiş hem de kalınlaşmıştır.

Cumhuriyet ilkelerinde bürokrasiye verilen görev, ekonomiye müdahale, devrimleri yerleştirmek ve korumaktır. Bu görevlerinden dolayı yeni ülkede bürokrasi özellikle zinde tutulmuştur. Bürokrasi de gereğinden fazla devleti sahiplenerek vatandaşı devletten uzak tutmaya azami çaba harcamıştır. Bu sahiplenmeyi merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ifadesiyle “Devlet, vatandaşlarını bir tebaa gibi görmeye” veya merhum başbakan Necmettin Erbakan’ın ifadesiyle “gardiyan devlet olmaya”  yönlendirmiştir.

Son iki yüz yıldan beri bürokrasiye karşı verilen mücadele de kazanan hep bürokratik oligarşi cephesi olmuştur. Türkiye cumhuriyetinin kurtuluşu için canı pahasına mücadele veren bu aziz millet, bürokratik oligarşiye gelince adeta pes demiştir.

Görünen o ki ellerimizle yetiştirip o bürokrasi koltuklarına oturttuğumuz evlatlarımızdan daha çok çekeceğimiz var.

Tek Partili Dönemde bürokrasinin vatandaşa etkileri

Rahmetli Babam Memet Ali Alpay’ın sözlü anılarına göre; “Tek Parti döneminde halk memurların zulmünden dolayı devletten soğumuştu. Babam amcalarım ve tanıdığım bölgenin tüm gençleri henüz biz yeni doğduğumuz(1918 doğ) zaman bu devletin varlığı için Antep, Maraş ve Urfa’da vatanın selameti için topyekûn milli mücadele verirdiler. Şehit olanlar oldu memlekete geri dönen gaziler devletten iltifat beklerken zulüm görmeye başladılar. Daha fazla zulme maruz kalmamak,  devlet görevlileri ile karşılaşmamak için köyümüzü terk ederek köy sınırları içerisinde tarlalarımıza daha hakim köye yakın mesafede Kom (Mezra) denilen köy muhtarlığına bağlı bir yere yerleştik.  Bu kaçıştan amaç devletin gözü önünde uzaklaşmaya çalışmaktı, hatta o dönemde Kom’ların sayısının artışı mümkün olduğu kadar devletin memuruyla karşılaşmak istemediğimizdendir. Diğer taraftan Devlet memurlarının kelle vergisi adı altında ekonomik ve aşağılayıcı zulmü bizi canımızdan bezdirmişti” demekteydi. 

Burada merhum babamın anlattıklarını doğrular nitelikte Eryılmaz’ın tespiti “Cumhuriyet bürokrasisi Osmanlı toplumunun kültürel bakımdan çoğulcu yapısına tepki olarak yeni bir "ulus" inşa etme projesini hayata geçirmek üzere dizayn edildi”. (ERYILMAZ;1995:220).

Çok Partili Dönemde bürokrasinin vatandaşa etkileri

Çok partili dönem de halkın çoğunluğunun tercihi ile başlamasına rağmen tek parti hegemonyasının askeri baskısı ve demokrasi dışı tehditlerinin engellenmesi için çıkartılan kanun, yönetmelik, genelge ve tamim gibi bürokratik mevzuat daha da karmaşık hal aldı. Çıkartılan her yeni bir mevzuatın amacı bürokrasinin vatandaşa hizmet gayesi vurgulansa da görevini ihmal edene herhangi bir yaptırım olmadığından düzenlemelerin çokluğu da ayrı bir eziyet olmaya başlamıştır.

Seksen’li yılların hükümeti Anavatan Partisi (ANAP) "bürokrasi ile mücadele" konusunu parti ve hükümet programına da koymuştur ancak başarılı olamadığını ilk ağızdan Başbakanı Turgut ÖZAL açıkça ve serzenişle ifade etmiştir; "Kendimizi, yine kendimizin koyduğu kaidelerin esiri olmaktan kurtarmak zorundayız. Devletin vatandaşları bir "tebaa” gibi görmek yerine onları "müşteri" gibi görüp o şekilde hizmet vermeye çalışmalıyız."

Vatandaş zaruri durumlarda dahi devlet kapısına gönülsüz gelir, hatta nüfus dairesine yeni doğan çocuğunu kaydettirmeye bile çocuk ilkokula başlama zamanına kadar gitmez veya köyün muhtarını beraberinde götürür. Bunun en açık örneğini kendim yaşadım, ilkokul son sınıfa geldiğim zaman okul idaresi benimle babama haber gönderdi “kimliğini getirmezse mezun olamaz” bu bir direktifti. Benim nüfusa ilk kayıt tarihim ilkokul son sınıfa geldiğim zamandır.

Bu örneklerden de anlaşıldığı gibi devlet makamlarında iş yaptırmak vatandaş için endişe ve belirsizliktir, torpilsiz üstesinden geleceği bir iş değildir, vatandaşın ne kadar haklı ve meşru talebi olsa da mevzuatlar bahane edilerek ilk başvuruya olumsuz bir tablo çizilir, sonrada  “sinsice” siyasi nüfuz olarak arkasında kim var araştırılması yapılır. Eğer tıkanan iş’e hızlandırıcı torpil müdahalesi yoksa o zaman elindeki belgelerde eksikler bulunur, dilekçenin tarihinden tutun da Noter onayı istiyoruma kadar. Öyle ya bürokratın gözünde vatandaş topyekûn cahildir! Usulüne uygun belgeleri tam olarak nasıl tamamlayabilir.

Bazen da iyilik meleği olan memur/bürokrat vatandaşa akıl verir yol gösterir “olmaz sen bu işi takip edemezsin bak karşıda iş takip büroları var onlara vekalet ver, onlar bu işi bir saatte bitirir sana teslim eder sana kalırsa bir ay’da bitmez” sinyalleriyle ya direk menfaat (rüşvet) sağlanır, ya da kurum dışından bir aracıya yönlendirilerek dolaylı rüşvet vermek zorunda bırakılır.

Toplum, Siyaset ve Bürokrasinin Sorunları

Bu devlette yerleşik sıkıntı memur hizmet yapması gereken alandan uzak dururken hiç alakası olmayan alanı müdafaası ve (kendince cahil!) Vatandaşa karşı sahiplenme çabasıdır. Stajyer yeni bir memur, ben işe girmeden önce doğru bir şey yapılmamış olgusuna inanır. Üç beş yıl görevde kalan memur eğer kendi olmazsa devletin o birimi asla yürümez hatta devlet yıkıla da bilir. Yapılması gereken bir iş’i için dilekçe ile başvuran vatandaşa ahkam keser “ benden önce ki yapılan yanlışlar hep acelecilikten yapılmış, sen işin için acele etme ki işin yanlış olup geri gelmeyesin” der. Vatandaş artık bekleme salonunda kadrolu mağdur ünvanıyla bekler ama itiraz da etmez, eğer itiraz ederse bilir ki işi asla yürümez. Aynı memur duvar sumeninin tam arkasına iş’i için gelen her vatandaşın okuyabileceği puntolarla bilgisayar çıktısı veciz bir söz asmayı da ihmal etmez. “Kaliteli İnsan, Ona Gösterilen Güleryüz ve Samimiyetten Cesaret Bulup, Haddini Aşmayandır!..” diyerek hakkını aramak düşüncesinde olan insana da peşinen, kalitesiz ikinci sınıf insan muamelesi yapmaktan da edep duymaz.

Vatandaşın eğitimi ne olursa olsun bilgi bakımından cahil ve hiçbir şeyden anlamaz algısına kendini o kadar inandırmış ki, normal şartlarda kendi hukuksal sıkıntısı için özel hukuk bürosuna gittiği bir avukat başka bir zaman da aynı bürokrata farklı bir iş için geldiğinde avukat bir şey bilmez statüsündedir. Sayın Çapoğlu’nun tespitleri“ Kendi konularında mutlak bir üstünlükleri olduğuna inanıp, önerilerinin tartışmasız kabulünü beklerler. Kendi küçük dünyalarının dışına çıkamayan bu anlayış sahibi devlet kuruluşlarının toplumun gelişmesine katkı yapmalarını sağlamak bir yana, topluma verecekleri zararı önlemek bile örgütlü bir enerjiyi gerektirmektedir”. (Çapoğlu, 1997:34) der.

Diğer taraftan bürokrasinin zirve merkezi Ankara olduğundan yerelde yapılması gereken işlerin izni yetki ve kaynaklarını merkeze toplayınca araya şube, il, bölge ve genel müdürlükler girmekte bunlarla yazışma trafiği, tabandan tavana ulaşıncaya kadar zaman israfı ve evrak yükü bürokrasiyi daha da çekilmez hale getirerek yapılması beklenen işleri kilitlenmektedir.

Konunun önemine binaen gelecek sayımızda bu konunun biraz daha üzerinde durmak isterim. Daha aydınlık bir gelecek için geribildirimlerinizi bekliyorum. Selam ve dua ile hoşçakalın.

 


Kaynakça:

ÇAPOĞLU, Prof. Dr. Gökhan; 1997: 34  “Yepyeni Bir Türkiye İçin” ANSAV ANKARA

ERYILMAZ, Prof. Dr. Bilal;   1995:220 “Kamu Yönetimi”  Akademi Kitabevi İZMİR

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri