HORTUM


Bu makale 2016-04-21 06:28:07 eklenmiş ve 761 kez görüntülenmiştir.
Saniye Kısakürek

Pencereden baktım. Kara bulutlar koşuyor muydu yoksa ben mi öyle sandım?!

Fırtına öncesi sessizlikti. Sessizliğin içinde kayboluyordu bulutlar. Çok uzaklardaydı inleyen sesi rüzgarın.

Perdemi telaşla kapattım. Korkuyu uzaklaştırmak istedim. Sessizlik yordu. Bulutların içinde kayboldu sessizlik...

Kül rengi saçlarıyla bir kadın, tek katlı evinin önünü süpürüyor olmalı diye düşündüm ilk önce… Usulca bir kambur gelmiş oturmuş gibi sırtına.

Ya da algılayamadığım bu ses, büyük bir fırtınanın habercisi mi?!

Perdemi açmaya korktum. Korku bulutları doldu odamın içine.

Perdem beni koruyamaz oldu.

Perdemi son nefesini veren biri gibi açtım.

***

Fırtına öyle güçlenmişti ki, elinde dev süpürgesiyle tozu dumana katıyordu.

Ve hızlanarak, çoğalarak, dönerek, yeni şekiller alarak…

Giderek hortuma dönüştü fırtına; evleri, taşları, dağları, yolları kumaştan ipleri söker gibi söktü. Yutuyordu sanki bütün dünyayı.

Oturduğum yerde kalakaldım. Sıra bana gelmişti. Odanın bir köşesine sığındım. Gürültülü, homurdanan bir canavar gibi evime doğru yaklaşan hortum önce çatıları söktü.

Sonra her şeyi -ben de dahil- yutmaya başladı. Bir girdaba kapılmış gibi sonsuz kere dönüyordum. Bütün hislerim cımbızla çekilmiş gibiydi. Hissizdim. Uyuşmuştum. Gözlerimle olan biteni görüyordum sadece.

Acımasız bir fırtınanın içinde savruluyordum. Benim gibi daha birçok insan gördüm. Çoğu olan biteni anlamaya çalışıyor, bazıları da kollarını bacaklarına dolamış sadece önlerine bakıyorlardı. Rüzgarın uğultusunda yaprak gibi uçuşanlar da vardı.. Korku ve şaşkınlık kaplamıştı insanların yüzlerini.

Bir süre sonra, bu dünyada bundan daha kötüsü de olabilirdi diyenler bile çıkmıştı, insanlar dev hortumun içinde yaralanırken.

***

Bu arada hortumun içinde savrulan bazı eşyaların hala çalışır durumda olduğunu fark ettim. Özellikle TV’ler canlı yayınlarına devam etmeleriyle bence büyük bir başarı sağlamışlardı.

 

Sayılar telaffuz ediliyordu beyaz ekranda. Yüzlerce yaralı olduğundan söz ediliyordu.

Yaralı olmayı nasıl tanımlarsınız, diye sorular soruluyordu uzmanlara.

Hortumun sesi bazen o kadar şiddetliydi ki kulağıma sert bir cisimle vuruluyormuş gibi oluyordu. Fakat ben yine de bu sıkıntıların geçeceğini temenni ederek, sesini tam algılayamadığım televizyonu dinlemeye çalışıyordum.

“Evet, yaralandınız, bir süre sonra iyileşeceksiniz…

Korkunç bir fırtınaydı bu, küçük sıyrıklarla atlattınız, ne mutlu size!

Evet, bir sürü insan öldü gözünüzün önünde, sadece bundan etkilendiniz, geçici bir travma yaşıyorsunuz. Hepsi geçici..

Evet, sadece sesten etkilendiniz. Bir süre sonra kulaklarınız iyileşecek.

Yaralandınız. Kolunuz koptu ya da ayağınız ya da vücudunuzun herhangi bir bölümü yandı. Ama iyileşeceksiniz. Hepsi geçecek.

Siz ekran başındakiler yaralandınız. Çünkü gözlerini faltaşı gibi açarak haykıran ve yakınını arayan gencin feryatlarını duydunuz, ölüm haberi verilen annelerin, kardeşlerin korkunç travmalarına şahit oldunuz. Kalbiniz sıkıştı, gözleriniz yaşardı, ağladınız. Sonra geçer nasıl olsa…”

***

Kanatları ıslanmış, sürünmeye çalışan sinekler gibiydim. Trajedilere her an bir yenisi daha ekleniyordu. Havada uçuşan şeyler değişkendi. Ben de şeyleşmiştim. Hortumun beni bir yerlere savurup atmasını öyle çok istiyordum ki.

Zamanla bu duruma uyum sağlayanlar da olmuştu tabii. Haberlerde söz edildiği kadar vardı. İyileştiler. Buna iyi olmak denirse.. Hortumda yaşamayı öğrendiler. Hatta o kadar alıştılar ki kendi yaşam alanlarını bile oluşturmaya başladılar. Reklam panoları hazırladılar. O panolarda neler yazmadılar ki:

 

“Özgürce seçin; hortumda yüksekleri hedefleyin

Asla ortalarda dönüp durmayın…”

 

“Hortumlara uyumlu pelerinler

Uçan halılar

Pır pır uçuşan etekler

Hepsi bizim işimiz”

 

“Kendiniz olun,

Kendi seçimlerinizi yapın,

Hortumunuzla mutlu olun.

Kendinizin daha iyi bir versiyonunu bulun”

 

***

Fakat ben alışamıyordum. İnsanların bu kadar kolay alışmalarına, hortumu hayatlarının bir parçası haline getirmelerine dayanamıyordum. Bunun için direniyordum. Fakat elimden bir şey de gelmiyordu. Yıkılıyordum, hortumun içine alıp, harabeye dönüştürdüğü evler gibi.

Tek direnme yöntemim uçuşan kağıtlara bir şeyler yazmaktı. Fakat onlar da yazdığım anda elimden kayıp gidiyorlardı.

Yazdım, yazdım, yazdım…

Sözler uçup gitti. Martı kanatları gibi hortumun deli, canavarsı kollarında kanat çırptılar.

 

 

 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri