Refiklerin darbesi veya Bu sistemle buraya kadar


Bu makale 2016-05-13 07:11:36 eklenmiş ve 793 kez görüntülenmiştir.
İbrahim Korkmaz

Davutoğlu’nun görevden çekileceğini açıkladığı MYK toplantısı öncesinde basına açıklama yapan AK Parti Genel Başkan Danışmanı Hayati Yazıcı şöyle demişti: “Bunlar olağanüstü gibi görünen olağan şeyler. Biz kurumsal yapısı güçlü bir siyasi partiyiz. Oluşan sorunları yine konuşarak, partimizin ilkelerini dikkate almak suretiyle çözümleriz”. 
Dediği gibi de oldu. Davutoğlu, MKYK’da kendisine karşı imza toplanmasına hafif sitem içeren bir cümlesi dışında, Erdoğan’ın liderliğinin tartışılmazlığını, Cumhurbaşkanı ve partisiyle bağlarını sürdüreceğini, “partinin bir neferi” olarak çalışmaya devam edeceğini güçlü biçimde vurguladı.Çevresine de kırgınlık ve kızgınlığa kapılıp partiye zarar verecek herhangi bir davranıştan kaçınmalarını telkin etti.Erdoğan,da hizmetlerinden dolayı Davutoğlu’na teşekkür etti ve özetle “yola devam” açıklaması yaptı.
Çünkü; ''Pelikan dosyası'' Ortalığı ayağa kaldırınça,Davutoğlu çekilme kararını önceden vermiş,Beştepe'de, Erdoğan'ın gözlerinin içine bakarak, "Aday değilim"demiş ve dışarı çıktığında,içeride söylediklerini tekrarlamıştır.Yani içeride"aday değilim"deyip,dışarıda"adayım" demedi. Hatırlarsak,Türkiye vaktinde,bunun tam tersi bir film izlemişti.Filmin başrolünde Deniz Baykal ,Yardımcısı ise Kemal Kılıdaroğlu'ydu.İçeride aday olmayan, dışarıda bal gibi aday olan Kemal Kılıçdaroğlu...Şimdi kalkmış; ''Düşük profilli Başbakan arıyorlar,bizde öyle birisi yok..'' diyor..
Adam Haklı ; "Güneydoğu'da PKK'ya operasyon yapan güvenlik güçleri yargılansın" diyenler..."Türkiye Kürtleri İsrail'in Filistinlileri katlettiği gibi katlediyor" diyenler.."Beraber iyi salladık" diyenlerle, "Barajı aşsın diye ailecek HDP'ye oy verdik" diyenler,PKK'lı taziyelerinde bulunup ölen her PKK'lı terörist için gözyaşı dökenler,PKK'nın TV kanalında "Katil devlet" diyenler,Savcı Mehmet Kiraz'ı makamında katleden DHKP-C'li teröristleri övenler,"Türkiye İran'la savaşa girerse İran'dan yana olurum" diyenler, Türkiye ile savaşa girsin diye Rus lideri Putin'i destekliyenler,CHP'li olduğuna göre ve bunlara yüksek profilli denilebiliyorsa, doğrudur! Vatana ihanet konusunda tamamı yüksek profile sahip!
Bu kısa hatırlatmadan sonra konumuza döneçek olursak,Peki, bu nasıl oluyor? Herhangi bir parlamenter sistemde, daha altı ay önceki seçimlerde %50 oy almış, seçim vaatlerinin ilgili kısmının tamamını 100 günde yerine getirmiş, prestijinin zirvesinde bir başbakanın, ortada bir skandal filan yokken, “durduk yere” istifası büyük bir siyasi kriz yaratır. Oysa burada birkaç günlük spekülasyonun ardından, konu neredeyse kapanıyor ve yeni genel başkan ve başbakanın kim olacağı tartışması bile öyle büyük bir gürültü ve heyecan yaratmıyor.
Bunun bence ilk nedeni, artık bir parlamenter sistemle yönetilmiyor oluşumuz. 2007’de 367 krizini yaratıp Cumhurbaşkanı’nı (CB) halkın seçmesiyle sonuçlanan kapıyı açanlar bugünü hesap etmişler miydi bilmiyorum ama 2014 CB seçimlerinde Erdoğan’ın halkoyuyla işbaşına gelmesiyle birlikte, parlamenter sistem fiilen sona erdi. Dolayısıyla bir başkanlık sisteminde başkanın meclis dışından seçtiği bakanları veya yarı başkanlık sisteminde başbakanı görevden alıp yerine başkasını ataması nasıl sorun yaratmıyorsa, bizim örnekte de yaratmıyor.Çünkü fiilen yürütmenin başı CB makamı. O görevde olduğu sürece, yürütmede ikincil unsur olan başbakan veya bakanların değişmesi işleyişte bir sorun yaratmıyor. Bunun en büyük kanıtı, başarılı bulunan bir başbakanın bile görevi bırakmasının yönetim krizine yol açmamış olması.  
İkinci neden ise Hayati Yazıcı’nın dediği gibi, “Bunlar olağanüstü gibi görünen olağan şeyler” ve AK Parti gerçekten de kurumsal yapısı güçlü bir siyasi parti. İktidarda olduğu 14 yıl boyunca karşılaştığı devasa sorunlara rağmen dağılmak bir yana, her krizden daha da güçlenerek çıktı. Toplumun Erdoğan’a gösterdiği teveccüh ve duyduğu güven, bu sağlam kurumsal kimlikle birleştiğinde siyasi krizler görece kolay atlatılabiliyor.Fakat bunlar CB ve hükümetin aynı partiden olması durumunda işliyor. Aksi durumda 2001 krizini yaratan, başbakanın suratına anayasa kitapçığı fırlatma hadiselerinin yaşanılması kaçınılmaz olurdu. Mesela, 7 Haziran sonrası bir AK Parti-CHP koalisyonu veya çok daha kötüsü, meşhur “%60’lık blok” (CHP-MHP-HDP koalisyonu) gerçekleşseydi, bugünkü durumda ne olacaktı?..Açıktır ki bu ve benzeri soruların cevabı sürekli siyasi krizleri işaret ediyor. Kaldı ki CB ve başbakanın aynı partiden olduğu bugünkü durumda bile çok sayıda sorun yaşandığını görüyoruz.Devlet çarkı bir konuda aynı anda iki farklı uygulamayı hayata geçiremez.  
Burada can acıtan sorun şu: Halkın seçtiği bir yöneticiyi, yine halkın seçtiği bir başka yönetici görevden alıyor ve halk buna müdahale edemiyor.Bunun çözümü, başkanın seçilmişleri görevden alamadığı başkanlık sisteminde. Başkanlık sisteminde başkanın görevden aldığı kişiler halkın seçtiği kişiler olmaz.Çünkü başkan, hükümeti seçilmiş milletvekilleri arasından değil, dışarıdan kişilerle kurar.Erdoğan, sokaktan gelen bir siyasetçi. Siyaseti sokakta, meydanda öğrenmiş. Çocuk yaştan itibaren siyasetin pratiğinde pişmiş. Parti içi iktidar kavgaların içinden geçmiş. Risk üstlenmiş,hitabeti güçlü, halkın diliyle konuşmakta mahir, onların taleplerini siyasete tercüme etmekte usta..Herkesle direkt temas kurmuş ve tabanı arasında sarsılması güç bir sadakat bağı örmüş.Bu nedenlerlede,yukarda açıklamaya çalıştığım sorunları yaşamamak için,gündeme ''Partili başkanlık'' sistemini getirdi. 

Nitekim partinin ve hükümetin başına geçtiği günden itibaren Davutoğlu ile selefi Erdoğan ciddi bir görüş farklılığı olduğu görüldü.Davutoğlu her seferinde bu farklılıkları belirsizleştirmeye çalıştı. “Cumhurbaşkanımızdan ayrı düşünmüyoruz”, “Aramızda milim fark yok”, vb. ifadelerle bu gerilimin üzerine örtmek ve büyümesini önlemek istedi. Bunun iki nedeni vardı: Biri, Erdoğan’ın taban üzerindeki muazzam ağırlığıydı. Diğeri ise, partiyi bir arada tutma kaygısıydı.Mesela haklarında yolsuzluk iddiası bulunan dört bakanın Yüce Divan’da yargılanması, Siyasi Etik Yasası’nın çıkarılması, Hakan Fidan’ın milletvekili adaylığı, Merkez Bankası’nın faiz politikası ve çözüm sürecinde Gözlemci Heyet’in kurulması, vb. meselelerde Erdoğan ve Davutoğlu zıt noktalarda durduğu herkesin malumuydu.2015 Eylül’ünde yapılan olağan kongrede,parti üst yönetiminin belirlenmesinde Erdoğan ve Davutoğlu anlaşamadı.1 Kasım sonrası oluşan tablo, hem süre ve hem de parti içi mekanizmalar açısından Erdoğan’ın elini rahatlatıp güçlendirdi. Mücadele daha da kızıştı. Direkt Davutoğlu’nu hedef alan saygınlığını yitirmiş yayınlar yapıldı. İçinde Erdoğan’ın da bulunduğu *“refiklerinin” MKYK’da Davutoğlu’na vurduğu darbe ise bardağı taşıran son darbe oldu.Nihayetinde şiddetli bir kırılma yaşandı.AKP’de açılacak yeni dönem bu kırılmanın üzerinden şekillenecek. 
Ne yapılabilir?..Kongre’den önce bu hatayı telafi edecek bir mucize beklemek gerçekçi olmayabilir.Ama her halükarda yapılması gereken, hatanın telafisi ve hasarın onarılması için gayret etmek olmalı. Ahmet Hoca, kendisinden istifade edilecek şekilde itibarlı bir yerde tutulmalı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, onca emek verdiği bir hareketin çevresini saran ya da kendi eliyle çevresine aldığı unsurlar eliyle daha fazla yıpratılmasına izin vermemeli.
Esas mesele şu: AKP’nin taşıyıcılığında yürüyen değişimi destekleyen sosyoloji homojen değil. “Muhafazakarlar” diye tek kelime üzerinden kimliklendirip geçtiğimiz büyük nüfus, ekonomik-sosyal-kültürel farklılaşmaları, katmanlaşmaları taşıyor içinde.Haziran ile Kasım seçim sonuçları arasındaki ciddi farkı unutmamak gerekir. Kendisini AKP’nin temsil alanında tanımlayan; başka bir siyasi hareketi desteklemeye kapalı olan, fakat izlediği politikalardan rahatsız olduğunda sandıktan da uzak durmaktan ve AKP’yi cezalandırmaktan kaçınmayan bir sosyolojik dilim olduğu aşikar.Bu nedenlede; AK Parti'ye yakın gazeteciler arasında Pelikan Dosyası sonrası gün yüzüne çıkan savaş sürüyor. Birbirlerine "ahmak", "hain,", "kuş beyinli" ve "menfaatçi" sözleriyle ağır şekildeki eleştirilere, şimdi de "hainler mahallesi" eklendi.Bir dönem Star gazetesinde yazan ve Mustafa Karaalioğlu, Yusuf Ziya Cömert ve Mehmet Ocaktan'ın görevden alınmasına tepki göstererek istifa eden ve sonrasında Karar gazetesine geçen Elif Çakır,"hainler mahallesi" eleştirisini yaptı ve Pelikan Dosyası'na ilişkin ise "Nerede hazırlandığı ve kimlerce kaleme alındığı herkesçe bilinen o aşağılık bildiriyi yazanlar..." ifadelerini kullandı.
Özetini yapaçak olursak...
Şimdi durup serinkanlı bir şekilde düşünelim: Bir,bugün herhalde Davutoğlu’nun başarısız olduğunu iddia edebilecek tek bir kişi bile yoktur.Parti, Davutoğlu’nun yönetiminde zirve günlerini yaşıyor.İki, Davutoğlu hakkında bırakın bir yolsuzluk iddiasını bir yolsuzluk iması dahi bulunmuyor. Yüce Divan’a gidip de mahkûm da olmadı. Aksine göreve geldiğinden bugüne siyasetin finansmanının şeffaflaşması için gayret ettiğine herkes şahit. Yani kimse bu mevzuda ona “kaşın üstünde gözün var” diyemez.Üç, Davutoğlu herhangi bir seçime girmiş de kaybetmiş değil.Davutoğlu ne genel seçimlerde diğer partilerin altında kaldı, ne de bir kongrede rakibine geçildi.O halde Davutoğlu neden gitti? İçerde ve dışarıda partisinin hukukunu korumuş, tabanını büyütmüş ve seçmenlerinin yarısının teveccühünü kazanmış bir genel başkan niye daha seçim zaferinin üzerinden altı ay geçmemişken koltuğunu bırakmak zorunda kalır? Bunun birbiriyle bağlantılı iki nedeni var:İlki, Erdoğan Cumhurbaşkanı olduğunda koltuğu Davutoğlu’na devretmişti. Bunun Erdoğan için bir tercih değil, bir zorunluluk olduğu kanısındayım.ikinçisi; Nihayetinde kısa bir süre sonra yapılacak bir seçim vardı ve genel başkan olacak şahsın da hem toplum ve hem de AKP tabanı tarafından kabul edilmesi gerekiyordu. İsmi geçen adaylardan bu hasletlere sahip tek kişi Davutoğlu’ydu. Ne en çok sözü edilen Binali Yıldırım’ın, ne de başka bir ismin Davutoğlu’yla boy ölçüşmesinin imkânı yoktu. Erdoğan bunu göz önünde bulundurdu, doğru bir tercih yaparak Davutoğlu’nda karar kıldı.
 
*Refik: arkadaş, yol arkadaşı, yoldaş. muavin, yardımcı. 2. koca. 3. ortak. 4. mesleğe yeni giren kimsenin rehber olarak tanıdığı kişi. kur'an'da geçen bir isimdir. 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri