Gülen hareketi neden ABD’yi mesken seçti ?


Bu makale 2016-08-09 08:23:26 eklenmiş ve 405 kez görüntülenmiştir.
İbrahim Korkmaz

1997 yılında kalp rahatsızlığı nedeniyle ABD’ye giden Gülen tedavisinin ardından 11 Haziran 1997’de önemli Musevi örgütü olan Anti Defamation League (ADL) Başkanı Abraham Foxman ile görüştü. Bu görüşmeden üç ay sonra da ülkede Katoliklerin önde gelen liderlerinden Kardinal John O’Connor ile bir araya gelen Gülen,Türkiye’ye dönmesinin ardından da Türkiye’deki farklı dinlerin temsilcileri ile de sık sık bir araya geldiği gibi ,9 Şubat 1998 günü Vatikan’da Katolik dünyanın lideri Papa 2. John Paul ile görüşmesi oldu.“Gülen ve çevresinin “Dinler arası Diyalog” diye adlandırdığı bu girişimlerin Batı medyasında yankı bulması için, kendisi ile sık sık  mülakatlar yapılması sağlanarak,“İslâm’ın modern, ılımlı yüzü” başlıklı haberler,mülakatlar yayımlanmaya başladı.

Türkiye’de 28 Şubat süreci sonrası başlatılan soruşturmayı haber alan Fethullah Gülen 1999’da tedavi olma gerekçesiyle ABD’ye gitti. Bir daha da dönmedi.Fethullah Gülen’in 21 Mart 1999 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmesini Yazar Ali Bulaç(Tutuklandı) “Din-Kent ve Cemaat - Fethullah Gülen Örneği” kitabında Gülen’in “ulusal” ölçekten “küresel” ölçeğe geçişi olarak yorumlar.Gülen, ABD’ye gittiğinde Küresel anlamda tanınırlığı vardı ancak Gülen’in ABD yönetiminin, entelektüel çevrelerinin dikkatini çeken çıkışı 11 Eylül 2001’de başta ikiz kulelere olmak yapılan saldırılar oldu. Saldırıların hemen ardından Gülen gazetelere saldırıları kınayan ilanlar verdi, en önemlisi de El Kaide’nin İslâm anlayışını mahkûm eden açıklamalar yaptı. Saldırı sonrası dünya medyasına verdiği mülakatlarda da şiddeti reddeden “başka bir İslâm” olduğu mesajını verdi. 11 Eylül saldırıları kendi İslâm anlayışını küresel anlamda anlatması için Gülen’e büyük bir fırsat penceresi açtı.

Fethullah Gülen ve çevresindekiler 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’de kurumsallaşma yoluna gitti. Üniversitelerde parasal bağışlarla “Dinler Arası Diyalog” kürsüleri açıldı. Vakıflar, dernekler kuruldu hatta ABD’de İngilizce yayın yapan bir TV istasyonu kurdular. Bugün ABD’de "Turkic Amerikan Alliance” çatı örgütü altında ABD’nin farklı eyaletlerine yayılmış onlarca Gülen’e yakın dernek ve vakıf bulunuyor.

Fethullah Gülen ABD’de iki defa sıkıntılı günler geçirdi. Bunlardan ilki 2006 yılında yaptığı kalış süresini uzatma çabası diğeriyse kendisine yakın isimlerin kurduğu okullar hakkında 2014’de yürütülen FBI soruşturmasıdır.

İlk sorunu aşması için ABD’de ona kefil olan ve oturma süresinin uzamasını sağlayan isimler Gülen’in ABD’de hangi kesimlerle iyi ilişkilere sahip olduğu konusunda ciddi ipuçları verdi. Gülen’in 2008’de tekrar oturum alma hakkını sağlayan isimler üç kategoride toplanıyordu. İlk kategoride ABD’nin dış istihbarat kurumu CIA’da ve Dışişleri Bakanlığı’nda çalışan eski görevliler yer alıyordu. İkinci kategori, ABD’deki farklı dinlere mensup dini liderlerdi. Üçüncü kategoriyi ise ülkenin önde gelen akademisyenleri oluşturdu. 19 sayfalık referans mektubunda eski CIA yöneticisi Graham Fuller, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz ilk kategorideki en dikkat çeken iki isimdi. Bu isimlerin yanı sıra Floyd M. Schoenhals isimli Evanjelik Lutheran Klisesi Piskoposu ve ülkenin önde gelen İslâm araştırmaları profesörü John L. Esposito da Gülen’e kefil olan isimler arasındaydı. Gülen’in 19 sayfalık “kefalet” mektubunda yukarıdaki kategorilere giren çok sayıda isim yer aldı. L. Esposito 2004’de Türk akademisyen Hakan Yavuz ile birlikte “Laik Devlet ve Fethullah Gülen Hareketi” ile 2014 yılında yine Türk akademisyen İhsan Yılmaz ile “Gülen Hareketi İnisiyatifleri İslâm ve Barış İnşası” kitaplarını yazdı.

Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Soli Özel’e göre Gülenciler, ABD’de kamuoyu oluşturmada çok etkililer.Tabii Gülen Cemaati mensupları son derece eğitimli kişilerden oluşuyor güçlü lobileri,dernekleri örgütlenmeleri var....ABD sistemine en zayıf halkalarından nüfûz etmeyi biliyorlar.Mesela ABD Başkan adaylarından Hillary Clinton’un kampanyasına yüklü miktarda bağışlar yaptılar.Kampanya yürütücüleri arasında Cemaat’ten isimler olduğu söyleniyor.Bu da kamuoyu oluşturmada ne derece etkili olduklarını gösteriyor.

Gülen, ABD’deki “altın yıllarını” ikinci oturum izni aldıktan sonra yaşadı. 2008 yılında Gülen’e yakın “Türk Kültür Merkezi”nin düzenlediği yemeğe Eski ABD Başkanlarından Bill Clinton video konferans yoluyla katılarak katılımcılara Fethullah Gülen tarafından teşvik edilen hoşgörü ve dinler arası diyalog ideallerini yayılmasına katkıda bulunuyorsunuz” diyerek övgüler düzdü. Aynı yıl ABD'den Foreign Policy dergisinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu Dünya'nın ilk 100 entelektüeli listesine girdi. 2013 yılında da Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri olarak gösterildi.

Gülen için ABD’deki diğer sıkıntılı yıl ise 2014 oldu. ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), Gülen Grubu’nun kurduğu “Concept School” okullarına bir dizi baskın yaptı. Baskınların gerekçesi okullarda görevlendirilen yabancı öğretmenlerin işe alınma süreçlerinin şeffaf olmaması, liyakata göre alım yapılmaması iddiasıydı. Bu okullar eyalet fonlarından yararlandığı için FBI bu alımları soruşturmaya başladı. FBI’nın başlattığı soruşturma henüz sonuçlanmadı.

1980’lerden bu yana bu Cemaati takip eden gazeteci Ruşen Çakır’a göre   

ABD, Gülen’in Pensilvanya’da bir inziva hayatı sürmediğini küresel bir hareketini yürüttüğünü biliyor ve buna göz yumuyor.“ABD’nin Fethullah Gülen’in Pensilvanya’da ikametine bunca zaman izin vermesi buranın sadece bir din adamının gönüllü sürgün yeri, bir inziva yeri olarak değil, küresel bir hareketin ana karargâhı olmasına izin vermesidir. Burasının sürekli ziyaretçileri var. Dünyanın dört bir yanından insanlar buraya geliyor. FBI, burasının Gülen Hareketi’nin küresel ana karargahı olduğunu biliyordur. 11 Eylül gibi bir olay yaşandıktan sonra Dünya’da ABD’nin Müslümanlara, İslâmcılara yönelik uygulamalarına baktığınız zaman Gülen’e sağlanan bu alan ABD’nin onun yaptıklarından şikayet etmiyor, hatta memnun oluyor anlamına rahatlıkla gelir. Gülen’in küresel anlamdaki faaliyetleri ABD’nin bilgisi ve rızasına sahiptir.15 Temmuz darbe girişiminin esas planlandığı yer,ABD’nin içindeki Pensilvanya’dır.”

Bu kısa bilgilerden sonra,ABD,nin FETÖ,yü nasıl beslediğine geçersek, yapılan bağışların ''Devede kulak''kaldığını daha iyi anlarız...

TÜRKİYE'de 15 Temmuz'daki darbe girişimini organize eden FETÖ, 140 civarındaki sözleşmeli (charter) okul ile ABD'de en yaygın sözleşmeli okul ağlarından birini yönetiyor.1990'ların sonuyla 2000'li yılların başında açılan ve zaman içinde bazılarının ismi değişen okullarda her yıl yaklaşık 60 bin civarında öğrencinin eğitim aldığı belirtiliyor.Yine,Amerikan medyasında yer alan haberlerde, FETÖ'nün bu okullar yoluyla ABD yönetiminden yılda 500 milyon dolar kaynak aldığı kaydediliyor.

FETÖ'nün okullarıyla ilgili "Killing Ed" belgeseliyle ABD'de ses getiren yönetmen Mark Hall ve aynı konuyla ilgili Huffington Post'ta bir makale kaleme alan Anna Clark, devletin, bu okullardaki öğrenci başına önemli miktarda ödeme yaptığını, yeni açılan okullarla FETÖ'nün ekonomik havuzunun büyüdüğünü vurguladı.

Washington Post'ta 20 Temmuz'da Valerie Straus imzasıyla yayımlanan haberde de FETÖ'nün sadece Teksas'taki 46 okulu için ABD hükümetinden senede 250 milyon dolar kaynak sağladığı ifade edildi.Sadece sözleşmeli okulları çerçevesinde bu finansal gelirlere sahip FETÖ'nün, diğer yapılanmalar da eklendiğinde ABD genelinde birkaç milyar dolarlık ekonomik hacme sahip olduğu belirtiliyor.Örneğin Teksas eyaletinde faaliyet gösteren Harmony Okullarına ait 46 kampüs bulunuyor. Benzer şekilde Ohio ve çevresindeki eyaletlerde faaliyet gösteren Concept Okullarının 30, California eyaletindeki Magnolia Okullarının da 11 kampüsü var.FETÖ'nün yönettiği okullarının bazıları usulsüzlük, haksız kazanç, yolsuzluk, hileli ihale ve evrakta sahtecilikten ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) soruşturmasının henüz sonuşlanmadığını yukarda vurgulamıştım.   

ABD'de FETÖ'nün kontrolü altında olduğu, açık kaynaklarda belirtilen okulların listesi şöyle: (İsimlerini değil,sadece sayısını yazıyorum)

Arizona: 9 - Arkansas: 1 - California: 11 - Colorado: 1 - District of Columbia: 1 - Florida: 10 - Georgia: 2 - Güney Carolina: 1 - Illinois: 4 - Indiana: 3 -  

Kuzey Carolina: 2 - Louisiana: 1 - Maryland: 1 - Massachusetts: 2 - Michigan: 1 - Minnesota: 1 - Missouri: 3 - Nevada: 2 -  New Jersey: 6 - New Mexico: 1 - New York: 6   - Ohio: 18 - Oklahoma: 4 - Pennsylvania:  3 - Tennessee: 1 - Teksas:  46 - Utah: 1 Virginia: 1 - Wisconsin: 1  

Toplam : 140

Sonuç niyetine ; Genelkurmay Başkanlığı bir açıklama yapmış ve darbe girişimine katılan askerlerin ordunun yüzde 1 buçuğundan ibaret olduğunu söyledi.Bu açıklamadan çıkarmamız gereken sonuç nedir?

Çok rahatladım” mı demeliyiz?..Yoksa madem öyle, halk garnizonların önünde, köprübaşlarında ölürken geçen uzun saatler boyunca, ordunun kalan o yüzde 98 buçuğu neredeydi? diye mi sormalıyız?..Darbecilerin elindeki gemi sayısı 3’müş; bu da yüzde 1’e karşılık geliyormuş. Bugün gerçekten asıl konuşulması gereken bu oranlar mı? Günlerdir tatmin edici bir açıklama bekleyen çok daha temel sorular yok mu?

Örneğin MİT 16.00’da bildirinceye kadar Genelkurmay Başkanlığı darbeden hiç haberdar olmamışsa, Genelkurmay’ın kendi istihbarat mekanizmasında bir problem yok mudur? MİT’in darbe gününe kadar girişimin farkında olmaması bir problem. Peki askeri istihbaratın darbe anına kadar farkında olmamasıyla ilgili bir açıklama duyduk mu?

MİT’in bilgilendirmesinden sonra geçen saatler boyunca bu bilgi, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım olmak üzere, ülkeyi yönetenlerle zamanında paylaşılmış mıdır?

Genelkurmay Başkanı Akar ve kuvvet komutanlarının “orduda hareketlenme” istihbaratına rağmen o yüzde bir buçuk tarafından kolayca ele geçirilmiş olması, her şeyden kurumsal bir sorumluluğa ilişkin bir açıklamayı gerektirmiyor mu?

Genelkurmay, “asker elbiseli teröristler”den söz ediyor açıklamasında. Darbeyi ve darbecileri TSK’ya sızmış ayrıksı unsurlar olarak sunması, sorunu Gülenist darbeci çeteye indirgemesi, kurumsal sorumluluğuyla yüzleşmeye hazır olmadığını gösteriyor. Darbe kültürü, geleneği ve her dönem farklı bir darbeci ekibi üreten bir pratiği olan sorunlu bir yapıya ilişkin gerçekçi bir muhasebe ve özeleştiriden çok uzak değilmi?  

Bu tabii sadece asker bürokratların yüzleşmesi gereken bir gerçek değil. Son tahlilde demokratik seçimlerle iş başına gelenlerin bu sorunlu yapı ve işleyişi değiştirmesi gerekiyor.

Darbeci bir ekip veya cunta oluşturan bir yapı ve işleyiş varsa, her dönem başka bir gerekçe ve başka bir ekiple -Atatürkçülük, laiklik, ülke bütünlüğü, din, hizmet veya demokrasi adına; “Milli Birlik Komitesi” veya “Yurtta Sulh Komitesi” eliyle- yine denenebilir.

Önemli olan, “komiteci ve komitacı” üreten yapıyı değiştirmektir.

 

 

 

 

 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri