25 Kasım ve Kadınlar..


Bu makale 2016-11-28 05:44:54 eklenmiş ve 765 kez görüntülenmiştir.
İbrahim Korkmaz

Mirabal kardeşler olarak bilinen Patria, Minerva ve María Teresa; 1930'dan 1961'e değin Dominik Cumhuriyeti'ni yöneten Rafael Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele veriyordu. 1960 yılında diktatörlük karşıtı mücadeleleri ülke çapına yayıldı. 25 Kasım 1960 tarihinde diktatörlüğe karşı mücadele ettikleri için diktatörlük askerlerince tecavüz edilerek öldürüldü. Öldürülmeleri kamuoyuna araba kazası olarak duyuruldu. Kurdukları Clandestine Hareketi öldürülmelerinden bir yıl sonra diktatörlüğün yıkılmasında önemli rol oynadı ve BM Genel Kurulu 1999 yılında Mirabal Kardeşler'in ölüm yıl dönümü olan 25 Kasım gününü Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak ilan etti.Kadına yönelik şiddete dikkat çekip, toplumda farkındalık yaratmak için, BM Genel Kurulu kararı ile ilan edilen bu günde, kadına yönelik ayrımcılığa, kadın bedenine, emeğine, kimliğine yönelik şiddete karşı çıkıyor dünya.  
Bende bu konuya kayıtsız kalmamak için araştırma yaparak,edinmiş olduğum değişik konulardaki bilgileri,siz okurlarımla paylaşmak istedim..Her konuda olduğu gibi,bu konudada farklı görüş ve değerlendirmeler olması bir gerçek..Alman düşünür Brecht ''Hiçbirşey bilmeyen cahildir,ama bilipte susan ahlaksızdır.'' der.. Bende bu kurala uymak istedim.. 
BM verilerine göre, dünyada her üç kadından biri şiddet görüyor. Dünyada cinsel istismar ve şiddete maruz kalan kadınların yarısını 16 yaşından küçük savunmasız kız çocuklarının oluşturması hiç şaşırtıcı değil. Finlandiya’da %6, İtalya’da %12, Danimarka’da %20, Japonya’da %13 iken Türkiye’de neden Hindistan’ın %35 oranını bile geçip %39’a ulaştığımız üzerine düşünmemiz gerekmez mi?  
İsveç'teki Stockholm Üniversitesi 39-50 yaş dilimindeki bir buçuk milyon çift üzerinde bir araştırma yaptı. Konusu evlendikleri kadınların eğitim seviyesinin erkeklerin hayat süresi üzerindeki tesiriydi. Eğitimli kadınlarla evlenen erkeklerin, diğer erkeklere nispetle daha uzun yaşadığı bulundu. Araştırmaya göre kadınlar evin sorumluluğunu erkeklerden daha fazla üstleniyor. Bu yüzden kadının eğitimi/eğitim seviyesi tüm ailenin hayat tarzı açısından önemli. İyi eğitim görmüş kadınlar daha hızlı ve kapsamlı öğrenebiliyor, ailenin sağlığı üzerinde müspet anlamda etkili olabiliyor. Bilgili kadınlar aile bireylerinin sağlık durumunu daha iyi takip edebiliyor. Bu yüzden, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe aileye potansiyel katkısı artıyor.Siyasette; Kadın bakan yüzdemiz 7.4, bu oran İsveç, Norveç gibi ülkelerde % 50 üstünde. Belediye başkanı kadın yüzdemiz 2.9.
Ülkemizin; 79 milyonun %49. 8’i kadın, yani 39.250 bin kişi.Siyasi sistem, erkekler, hayat budayıp indirse de, 65 yaş üstü nüfusta kadın önde, %43 erkeğe karşılık, kadın %56’da. Erkekte ömür 75 yaş, kadında 81. Dört kadından biri obez. Anaların hamilelik kilosunu çırpıp atamayışından mı, ekmeğin  hükümranlığından mı, yorum sizin…Yürek yakan sayı, okumaz yazmaz kadın sayısının erkeklere beş bastığı…Okur yazar olmayan kadın yüzdesi, kadın nüfusunun %9.2 si . Yüksekokul ve fakülte bitirme yüzdesi, kadınlarda 11.7, ama işgücü katılımı 31, genç işsiz oranı 20.4, evlilik yaşı neredeyse 24’ler.Evlenince, yahut boşanmak isteyince ölüyor,yani öldürülüyor…Tüm eğitim düzeylerinde erkekten hayli az ücret alıyor.Her on kadından 4’ü eşi yahut birlikte olduğu erkekten şiddet görüyor,bu şiddet azalmayıp artıyor.Kibarca şiddet dediğimiz hep ölüme açılıyor. ‘Ya benimsin, ya kara toprağın’ .
Erkeklere kötü haber, eğitimli kadınların ailede oynadığı büyük katkı sağlayıcı rolü erkekler oynayamıyor olması. Ailenin hayat tarzına erkeklerin eğitim seviyesinden ziyade gelir seviyesi katkıda bulunuyor. Erkek ne kadar çok gelir elde ederse ailesine o kadar çok fayda sağlıyor. Bununla beraber, doğrusu araştırmanın bu bulgusunun ihtiyatla karşılanması gerektiğini düşünüyorum. Şahsî gözlemlerim gelir seviyesinin yükselmesi gibi eğitim seviyesinin yükselmesinin de aileye katkı sağladığını gösteriyor.  
Türkiye’de de kadın, taraf olduğumuz uluslararası belgelere ve yasal düzenlemelere rağmen fiziksel, duygusal, ekonomik şiddet ve acımasız emek gaspıyla yüzyüze.Evde, işte, okulda, sokakta, karakolda fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalan, çocuk yaşta evlenmeye zorlanan kadınların, namus veya töre adı altında yaşam hakları ellerinden alınıyor. Kadınlarımız çocukluktan başlayarak, en büyük şiddeti en yakınlarından; baba, eş, hatta oğul larından görüyor.Kadın kaatillerine “haksız tahrik” adı altında ceza indirimi sağlayan erkek egemen adaleti, adalet değil, oyalama, üstelik bu ceza indirimi kimi zaman kadın hukukçu eliyle yapılıyor, bu daha da koyuyor insana.Namus maskeli kadın cinayetleri, küçük yaşta ve zorla/feodal kılıfla yapılan evlilikler.  
Kendini yenemeyen, eline, diline, şeyine sahip olamayan, öfke ve cinnete sığınıp yakıp yıkan, çekip vuran, silahıyla, diliyle, ruhuyla vuran erkek varoldukça, ne kadın hakları ne kadını savunan  ulusal yahut uluslar arası günler neye yarar…İnsan hakları mücadelesinde, kadına yönelik her türlü ayrımcılığın; emeğine, bedenine ve kimliğine yönelik şiddetin eksik yazılmış, yanlış yorumlanan yasaların da, karşısına dikilmek zorundayız! Kadın hayatı değil şiddeti yaşıyorsa, haklarını bilmiyor, hak ve fırsatlardan erkekler kadar yararlanamıyorsa, kalkınmadan söz edilebilir mi?
Yapılan araştırmalara göre: * Namus - töre, tartışma kavga, erkeğin reddedilmesi ya da terk edilmesi, maddi sebepler, kıskançlık, aldatılma şüphesi, cinsel saldırı ve kadınların karar ve tercihlerine ilişkin konular, cinayetler için gerekçe gösterildi. 'Trans cinayetleri' ağırlıklı görülen vakalardan biri.
*25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü'nde yayınlanan bir araştırmaya göre, Türkiye'de 2016 yılının ilk 11 ayında 'erkekler 236 kadını öldürdü'.
*Türkiye'de son 5 yılda işlenen kadın cinayetlerini haritalandırarak Kadincinayetleri.org sitesine göre son 11 ayda, 71 kadına tecavüz edildi, 368 kız çocuğuna yönelik de cinsel istismar vakası tespit edildi.Rapora göre, kadın cinayetlerinde faillerin yüzde 67'si "kocaları ya da eski kocaları, sevgilileri veya eski sevgilileri, ailelerindeki ve yakınlarındaki erkekler" tarafından öldürüldü.
Bağımsız iletişim ağı bianet.org'un medyaya yansıyan kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz haberlerine dayandırdığı araştırma raporundan ana başlıklar şu şekilde:
*1 Ocak ve 20 Kasım 2016 tarihleri arasında 236 kadın erkekler tarafından öldürüldü.
*2010'dan bu yana öldürülen kadınların sayısı 1638.Rapora göre, kadınların yüzde 22'si boşanmak ya da ayrılmak istedikleri veya boşanmayı reddettikleri için öldürüldü.Aynı raporda, 37 kadının eski koca veya eski sevgilileri tarafından, 121 kadının ise kocaları, sevgilileri ya da nişanlıları tarafından öldürüldüğü bildirildi.
*2010'dan bu yana kaydedilen 1638 kadın cinayetinden 227'si İstanbul'dan. Onu sırayla 115 kadın ile İzmir, 110 ile Ankara, Adana, Gaziantep, Antalya, Mersin ve Diyarbakır takip etti.İstanbul'dan medyaya yansıyan cinayetlerin çoğu, Fatih, Bağcılar, Beyoğlu, Ümraniye ve Küçük Çekmece'de gerçekleşti
BBC Türkçe'nin Kadincinayetleri.org'un veri tabanı üzerinde yaptığı incelemelere göre,öldürülen kadınların yüzde 40'ı 26 ile 40 yaş arasında; yüzde 30'u ise 19 ile 25 yaş arasındaydı.
*Aynı dönemde 71 kadına tecavüz edildi
*368 kız çocuğu cinsel istismara uğradı

*Şiddet gördükten sonra “Allah’a sığınırım günlük işlerime devam ederim” diyenler %50 civarında. Yaşadıklarını annesiyle, arkadaşıyla, kız kardeşiyle paylaşanlara karşılık, hiç kimseyle paylaşmayan bir %21 var. 

Kadının kıymeti bilinse, seçimine saygı gösterilse, kadın şiddetine en ağır ceza kesilse, hafifletici neden söz konusu bile olmadan ve elbet sığınma evleri çoğaltılsa, yeri (olması gerektiği gibi)saklı tutulsa, hani dolmuş durağı adı olmasa, ‘kadın sığınma durağında inecek var’, denmese… Kadına iş ve hayat, eğitim desteği veririlirse,onu mutlu etmiş olmazmı?..  
Kadınların çalışması, erkek dünyasında her zaman tartışma konusu.Tutucu çevreler, oldu bitti, kadının çalışmasıyla birlikte, “düzenin bozulacağı” kaygısındadır. Toplumun ahlakının çökeceği, aile düzeninin yıkılacağı korkusu dillendirilir.Cumhurbaşkanı : “Anneliği reddeden kadın yarımdır..Çalışıyorum diye annelikten imtina eden kadın, kadınlığını inkar ediyor demektir. Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun, eksiktir yarımdır.”  Bu zihniyetin arkasında dinden çok, “erkek egemen kültür”ün izleri vardır. Kadın, çalıştığı zaman, evden dışarı çıkar ve toplumsal yaşama katılır. Düzenli bir gelir elde edip erkeğin ekonomik ve sosyal baskısından kendini koruyacak adımlar atabilir. Kadın, çalışma hayatında da değişik baskılara göğüs gerer.
Neden çocuklara ille de annenin bakması gerekiyor? Baba da çocuğuna bakmalı ve sorumluluk üstlenmeli. Baba için de şunu söyleyebiliriz; “Çocuğuna bakmayı reddeden baba, yarım babadır...” Siyasetçinin görevi, kadınları hizaya sokmak değil, erkek egemen düzeni değiştirmeye kafa yormaktır. Eve kapatılmış kadınların çoğunlukta olduğu ülkelerde demokrasiyi ve eşitliği sağlamak mümkün değildir. Ülkemizdeki taşınmaz malların ezici bir bölümü, erkeklere ait. Bu kadar dengesiz bir düzenden ne adalet, ne de kalkınma sağlanabilir. Temel toplumsal sorunumuz; kadınların iş bulup çalışmaları değil, çalışamamaları; düşük ücret almaları, sürekli erkekler tarafından taciz edilmeleri ve şiddete uğramaları, hayatlarını yitirmeleridir. Gelişmiş ülke olabilmenin önemli ölçülerinden birisi, kadının hayata katılabilmesidir. 
Peki ,Ak Parti’nin kadın politikasının kadınsız ve eşitsiz olduğunu düşünenler, bunun karşısına hangi politikayı koyuyor seçenek olarak?
Uzağa gitmeyin,mahallesinden,bitişik komşusundan haberdar olanımız, kaçımız? Bir çocuğa yahut yaşlıya koruyucu aile olanımız, hiç değilse hafta sonu evinde ağırlayanımız, bir yuva yahut yetiştirme yurduna düzenli gidip hem çocuklar hem personele gülümseyenimiz, kitap okuyanımız, yoldaşlık, komşuluk edenimiz? Söyleyemeyenin derdini duyanımız?..Çocuk yaşta ve nikahsız anne olduğunda, şiddet gördüğünde, siyaseten ipe çekilip içeri tıkıldığında, ensest kurbanı olduğunda, yakışmaz işlerde çalışmak zorunda bırakıldığında öteki kadınlar olarak ne yaptı?
Kısaca; 28 Şubatçılar, sahte şeyhler ve mağdur Fadimeler üretmişti. Bilselerdi millet evlilik proğramlarıyla çözülecek, yaparlardı bir izdivaç programı, koyarlardı ekrana bir iki boyalıyı.Örneğin programa; ortalama dindar bir ailenin malem azbut kızı görüntüsünde birisini sürdüler ekrana.Aylarca tartıştırdılar. “Evlenmedim, evlenmemiş birini arıyorum” dedi aday ama 8 yıl evli kaldığı ortaya çıktı. Sonra “O benim erkek arkadaşım, aynı evde yaşadık” (lafa bak!) diye kıvırdı! Programda en mahrem şeylerini açıkladı. Tarkan için canlı yayında dövündü, albümünü öpüp ağladı. Bir süre ortadan kayboldu. Estetik yaptırıp ekranlara döndü/rüldü. 40. talibinde programdan aldılar. Son olarak da evlilik Bütün bu adayların hepsi de maalesef başörtülüylü.Oysa o başörtüsü için çok bedeller ödendi bu ülkede.Ama şimdi reyting uğruna ucuzca harcanıyor. Ve işin ilginci bu ucuzluğa millet prim veriyor.
Bitirirken..
Monroe;-Kadınlar duyduklarına, erkekler gördüklerine âşıktır. Birçok kadının makyaj yapmasının ve birçok erkeğin yalan söylemesinin sebebi budur” 
Bilge bir dedeye sormuşlar,hangi kadına inanmalıyız.? Sarışına mı,Kızıl saçlıya mı yoksa esmere mi?..,
Bige cevab vermiş:Saçları grileşmiş olan kadınlara inanabilirsin...Ama bir erkeğe kel bile olsa inanma..
Eduardo Galeano; ''Adalet de  tıpkı yılanlar gibi,yalnızça çıplak ayaklıları ısırıyor''..diyor.Yoksa yalanmı?

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri