PKK ve PYD/YPG’nin yenilgisi ve HDP..


Bu makale 2017-01-03 05:16:03 eklenmiş ve 661 kez görüntülenmiştir.
İbrahim Korkmaz

PKK ve PYD/YPG’nin yenilgisi ve  HDP..
Fransız medyasının “saygınlık” mertebesine ulaşmış gazetesi olan Le Monde  “ PKK’nın kaybettiği savaş” başlıklı iki bölümlük bir yazı yayınladı. Röportajlar,Allan Kaval imzalı.. İlk bölüm, “Kobane ’de öğrendiğimiz her şeyi burada kullanıyoruz. Rojava’da kent savaşları yöntemleri hakkında eğitim almıştık.Tüneller, barikatlar, patlayıcı tuzakları, bunları burada uyguluyoruz” diye böbürlenen genç Khabat,a ait..ikinçisi ise,Kaval’ın PKK yöneticisi olduğunu söylediği ve Suruç’lu avukat Emin Baran,a ait.''O bir varoluş savaşıydı..Kobane daha önce hiç bilmediğimiz Kürtler arası bir birlik duygusuydu..Bugün artık o coşku ve umud sınırı terk etmiş..Sınırın Türkiye tarafında makinelerin 3 metreden yüksek beton blok duvarlar inşa ederek, Kürtlerin birliğini sadece fiziki değil sembolik olarak da çökerttiğini ..2 Eylülde duvara karşı Kobane Kürtleri gösteri yapmış ve göstericilerden ikisi Türk polisince öldürülmüş ama Türkiyeli Kürtlerden tepki bile gelmemiştir.. Bu tür bir cinayetin bir ayaklanmaya yol açması gerekirdi. Şimdi alıştık artık, Kobane ’den sonra her şey çok değişti...Suriye’deki başarılarının ardından yeni çatışma noktaları oluşturmak ve Türk topraklarındaki kontrolünü genişletmek isteyen Kürt hareketi kansız kaldı,zaferi Türkiye kazandı..Kürt çatışması Türkiye’de yeniden başlıyor.. Türkiye içinde birçok Kobane yaratmak istedik. Güçlü olduğumuz ilçelerde özyönetim ilan edip bazı mahalleleri kontrol altına aldık. Beklentimiz güvenlik güçlerinin provoke etmesiyle (…) Kobane’ de olduğu gibi tüm Kürtlerin ayaklanması ve bunun uluslararası alandaki tepkilerle desteklenmesiydi...Malesef halkın destek vermemesiyle,PKK’nın başlattığı şehir çatışmalarının tam bir bozgunla sonuçlandı.PKK yöneticilerinin gençleri motive etmek çabasıda işe yaramayıp,yalnız kaldılar.. ”değerlendirmesidir.. 
Le Monde,nin girişte de belirttiğim gibi,Türkiye ile ilgili ikinçi yazısı; Fransa’nın büyük düşünce kuruluşlarından Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü IFRI’de Türkiye/Orta Doğu programı sorumlusu Dorothée Schmidt’in görüşlerini içeren Marc Sémo imzalı “ Ankara Moskova’nın örtülü vasalı olmak üzere” başlığını taşıyan bir söyleşi aslında.Bir dönem kendini Erdoğan karşıtlığına adayan Dorothée,birçok konuda mesnetsiz ahkâm kesmeyi de sever.Bunu özellikle,Türk dış politikası hakkında çokbilmişlik taslayarak,yanlış şeyler de vurgular..Örneğin Türkiye’nin Daesh’e destek verdiği iddiasına bir ara sıkı sıkıya sarılmıştı. Fırat Kalkanı operasyonunu izah edebilmek için şimdi Türkiye’nin (Daesh’e destek) politikasını Batılı müttefiklerinin uyarısı üzerine “biraz değiştirdiğini” öne sürüyor ki bu doğru bir tespit değil elbette.
Bir kere, TSK’nın, içindeki ayıklanma nedeniyle, bu operasyonu yapma kapasitesi olmadığını söylüyor ki bu tesbitin yalnış olduğu gelişmelerle ortada..Çünkü;FETÖ mensuplarının ordu içinde yarattığı zafiyeti belki o kaynaklara fazla değer vermesinden ötürü hiç göz önüne almadığının kanıtıdır..Dolayısıyla da Türkiye’nin bu operasyonu zayıf olduğu bir dönemde “güçlü görünmek” için yaptığı görüşü sağlıklı değildir.Doğru olan;Fırat Kalkanı’nın Moskova ile bir uzlaşma sonucu başlatıldığıdır...Ama bu uzlaşmanın Ankara’yı Moskova’nın vasalı yaptığını, Rusya’ya bağımlı kıldığını söylemek çok abartılı bir görüş. Kendisinin de bir yerde belirttiği gibi, operasyon ABD ve Batılı müttefiklerimizin bir türlü kabul etmediği “güvenli bölge” oluşumunu sağlayacak ve daha da önemlisi, beyan ettiğimiz gibi, güney sınırlarımızda bir “terör koridoru” inşa edilmesini engelleyecek bir girişim olduğudur...
Dorothée ’nin doğru olan görüşleri; 1-“Suriyeli Kürtler”  bugün sıkıntıda. Bir kere Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ile kavgalılar. Sonra ellerindeki topraklar dışında başka hiçbir yerde de meşruiyet temeline sahip değiller.O bakımdan PYD’nin alelacele Rojava’da bir sahte devlet kurarak Paris dâhil Avrupa başkentlerinde “diplomatik” bürolar açmasını “arabayı öküzün önüne bağlamak” olarak nitelemesi..2-PYD’nin ABD ve Batılıların müttefiki olması nedeniyle Suriye içindeki konumunu zora sokmuş olması. Ilımlı muhalefet ve ÖSO ile öteden beri gergin olan ilişkileri bir yana, şimdi Esat rejimiyle de çatışmanın eşiğine kadar gelen ilişkiler..tesbitinde bulunmasıdır....3- Bu değerlendirmelerin sonuçunda,PYD’yi bir de Batılı müttefikleri satar mı?   
Dorothée kendisine yöneltilen bu son soruya da makul bir yanıt veriyor. Suriye’de herkesin gündeminin farklı olduğunu,PYD’nin geleceğinin,mülteci akımının önlenmesini önceleyen AB ile biran önce Daesh’e karşı zaferini ilan etme çabasındaki ABD için öncelik taşımadığını...İran’ın PJAK’la, Türkiye’nin PKK ile sorununa benzer bir sorunu bulunduğunu,bundan dolayıda,Suriye faturasını ödeyenlerden birinin de PYD olabileceğinin altını çizmesidir... 
Türkiye,ye döneçek olursak;
Selahattin Demirtaş ise, 26 Şubat 2015’te CNN TÜRK’te Ahmet Hakan’a, “..PKK'ye silah bıraktıracak olan AKP değil, biziz. Eğer biz barajı aşarsak, demokratik siyaset güç kazanırsa,PKK de buna göre adımlar atacaktır... Bizden daha Türkiyeli bir parti yoktur.Bizim yönetimimiz tek bir kimlikten oluşmuyor.Başörtülü de,Alevi de,solcu sosyalist de,kadınlar da,Süryani, Arap,Türk,Kürt de kendini temsil ediyor...Hiç kimse azınlık muamelesi görmemeli.” dedi..7 Haziran akşamı seçim sonuçları açıklandığında, baraj aşılmıştı ve muhtemel bir kaos değil, umut baskın çıkmıştı.7 Haziran akşamı Demirtaş’ın ilk sözleri 'AK Parti ile işbirliği yapmayacağız..''sonraları ise; ''Musul meselesinde başından beri yanlış aktörlerle iş tutmasaydınız, mezhepçilik yapmasaydınız, milliyetçilik, ırkçılık yapmasaydınız ve en önemlisi çözüm masasını devirmeseydiniz, Türkiye'de iç barışı sağlasaydınız, bir tarafınıza Ahrar uş-Şam'ı, bir tarafınıza Nusra'yı alacağınıza bu tarafınıza, çok açık söylüyorum PYD'yi, öbür tarafınıza PKK'yı alsaydınız" diye konuştu.
Bu açıklamaların yapıldığı günlerde,Ne var ki, henüz resmen bitmemiş ve kendilerinin de içerisinde yer aldığı bir 'çözüm süreci' devam ediyordu. O geceki psikolojik zafer ortamında söylenecekler elbette bunlar olmamalıydı. Sonunda;11 Temmuz'da KCK bir bildiri ile ateşkesi bitirdiğini açıkladı ve HDP PKK’nın yasal partisi değildir. Böyle bir çağrı yapamaz. Mevcut şartlarda Öcalan da yapamaz ..Bu tavırlar çözümsüzlükte ısrardır. Bunu hareketimizin kabul etmesi mümkün değildir” şeklinde tepki gösterdi, tavır koydu.KCK eşbaşkanları Bayık ve Hozat 11 Mart 2015’te, Öcalan serbest kalmadan PKK’nın silâh bırakma kararı almayacağını..KCK Eşbaşkanı Besé Hozat 15 Temmuz'da Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan yazısında, “Yeni süreç devrimci halk savaşı sürecidir”Cemil Bayık,19 Temmuz'da halka silahlanma çağrısı yaptı ve hepimizin lanetlediği terör eylemleri başladı..Daha sonra ise,Özyönetimler, hendek savaşları ve yıkım başladı..
KCK Yürütme Konseyi adına yapılan yazılı açıklamada halk direnmeye davet ediliyordu: “HDP’lilere yönelik bu gözaltılar, halkın iradesini kırmaya yönelik bir saldırıdır. AKP iktidarına karşı olan ve Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen tüm demokrasi güçlerini ve ilerici insanlığı bu saldırılara karşı mücadeleye çağırıyoruz. Kürd halkı Amed başta olmak üzere tüm şehir ve kasabalarda bu saldırılara karşı ayağa kalkmalıdır. Gün, direnme günüdür. Gün, Kürdün varlığını ortadan kaldırmak isteyenlere karşı ayağa kalkma zamanıdır.”Ancak Kürtler ne buna ne de sonraki çağrılara müspet bir cevap verdi. Çağrılara yüz verilmedi, sokaklara ve meydanlara inilmedi. HDP, çok değil kısa bir süre öncesine kadar, yüzbinleri sahaya çıkarabiliyordu. Peki, ne oldu da coşkulu bir desteğe sahip bir siyasal hareketin talepleri karşılıksız kalmaya başladı?
7 Haziran’dan sonra beklenti, PKK’nin şiddeti terk edip siyasete yol açması ve HDP’nin şiddete izin vermeyecek siyasi ağırlık merkezine dönüşmesiydi. Alt milyon oy, 80 milletvekili ve önü açık % 13’lük oran böyle bir dönüşümü zorunlu kılıyordu. Demokratik siyaseti yükseltmek yerine -açık ara en büyük zararı Kürtlere veren- hendek ve barikatlara yönelmek halkta da ciddi bir kırılma yarattı. 
Bir zamanlar,Devlet,in her değişimi gözden kaçırdığında gidip duvara çarpmasının aynısını,şimdi PKK ve HDP yaşıyor. Son günlerde, HDP/PKK’lıların sık kullandığı bir kavram olan “Keklik soylu” yakıştırması özetle “kendi halkına ihanet eden” anlamında, .Esasen PKK, kurulduğu günden beri kendisine biat etmeyen her Kürdü bu tür sıfatlarla etiketliyor. ‘Hain’ anlamında kullandıkları ‘cahş’ da bu sıfatlardan biri. Her kim ki PKK’nın emri altına girmez, eylemlerine katılmaz, başka siyasi parti veya hareketlere meyleder veya PKK’ya en ufak bir eleştiri getirirse bu ve benzeri sıfatlarla yaftalanır, hedef gösterilir, çoğu zaman da ‘cezalandırılır’.Örneğin, korucular için her dönem kullanmışlardır. Öldürülüp bir direğe bağlandıktan sonra ağzına kâğıt para sıkıştırılmış korucu görüntüleri herkesin hafızasındadır.Kuruluştan beri gerçekleştirdikleri binlerce örgüt içi infaza gerekçe olarak da hep bu sıfatlar eşlik etmiştir.Bir asırdır ‘bağımsız Kürdistan’ mücadelesi veren Barzani ailesini bile, gözlerini kırpmadan hain ilan edenlere ne denmeli?..Yani PKK’nın rahatını kaçıracak en ufak eleştiri veya eylem hain ilan edilip hedef gösterilmeye yeterlidir. Cemil Bayık’ın 2015 Eylül ayında, Yeni Özgür Politika gazetesindeki yazısında kullandığı şu cümle de tipik örneklerden biri: “AKP içinde kendine Kürt diyen Orhan Miroğlu, Muhsin Kızılkaya,Galip Ensarioğlu gibi soysuzlar tarihin en büyük ihanetçisi olarak tarihteki yerlerini alacaktır”.
Aynı Demirtaş, 2014’te,Diyarbakır Belediyesi önünde, PKK’dan çocuklarını geri istemek için oturma eylemi yapan annelere “MİT’ten aldıkları ücret karşılığında eylem yapıyorlar” diyordu. Sonra belediye araçları gelip su püskürterek anneleri oradan kovaladı.2,5 yıldır neyi denedilerse sokağa çıkaramadıkları Kürtlere, artık ancak hakaret ve tehditle yaklaşabiliyorlar. Bugüne kadar Kürtlerin mağduriyetinden yola çıkıp, çocuğundan, evinden, haracından, oyundan, mitinglerde kitleselliğinden, örgüt gündeminin ihtiyaç duyduğu her an faydalandılar. Kürtler bazen isteyerek, bazen çaresizlikten, bazen de korkudan, onlar ne istediyse verdi. Milletvekili de yaptılar, belediye başkanı da. 40 yıl sırtlarında taşıdılar. Şimdi, 40 yıldır ilk defa, emirlerini tınlamıyorlar. Bu da PKK/HDP’yi acizleştiriyor, dolayısıyla halkına hakaret edecek kadar saldırganlaştırıyor.
Kamuoyu anketleri, bugün seçim olsa Halkın Demokrasi Partisi’nin (HDP), son seçimlerde aldığının biraz altında bir oyla barajın altında kalacağını gösteriyor. Anketler, HDP’nin oy oranını koruduğunu gösterseydi de, bu partinin Türkiye siyasetindeki etkisine dair söyleyeceklerimiz çok da farklı olmazdı, o da şu: Yüzde 13 oy aldığı 7 Haziran 2015 seçimlerinin öncesindeki ve sonrasındaki etkisiyle kıyaslandığında, HDP bugün yere çakılmış bir partidir.Peki, HDP için buradan çıkış var mıdır ve varsa bunun yolu nereden geçmektedir?...Yeniden yükselmenin yoluna gelince... Bunun için her şeyden önce HDP’lilerin, partilerinin hangi nedenle yere çakıldığı sorusuna doğru, yürekli bir cevap vermeleri, ardından da, bu hatanın bir daha tekrarlanmaması için neler yapılması gerektiği üzerinde uzun uzun çalışmaları gerekir.
PKK otuz yıllık mücadele tarihinde Afganistan’daki Taliban, Kolombiya’daki FARC, Suriye’deki IŞİD gibi yarı-konvansiyonel bir gerilla hareketine dönüşemedi. O yüzden ne kalıcı olarak alan tutabildi, ne uzun süre şehir işgal edebildi, ne de TSK’yı Kürtlerin ağırlıklı olarak yaşadığı illerden çıkarabildi. 1990-1992 yıllarında yarı-konvansiyonel gerilla hareketine dönüşmesine ramak kalmıştı. Ancak devletin özellikle 1994 yılında verdiği, daha sonraki yıllarda sürdürdüğü topyekûn mücadele, PKK’yi 1999 sınırlarına getirdi.Herkes çok iyi biliyorki;Kurmuş olduğunuz ''TAK' yapılanmasının,Anasıda,Babasıda belli.Boşuna üvey muamelesi yapmayın..
Noktayı koymadan önçe; Beşiktaş'ta PKK'nın şehit ettiği minibüs şoförü Velat Demiroğlu'nun memleketi Diyarbakır'da cenaze sırasında yas tutan akrabalarının söyledikleri aslında tüm durumu özetliyor. Gözyaşları içindeki akrabası, PKK'ya lanet okurken şu sözleri haykırıyor: "Bizi savunmasınlar, bizi öldürmesinler, biz Kürt’üz!.."
Kaynak: Al Jazeera, AA ve BBC Türkçe...

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri