BAŞKANLIK SİSTEMİ ve YENİ ANAYASA


Bu makale 2017-01-30 05:07:46 eklenmiş ve 767 kez görüntülenmiştir.
İbrahim Korkmaz

Anayasal sürecimiz, 1808’de Sened-i İttifak ile başlatıp,3 Kasım 1839,1856,1908 2.Meşrutiyet,1909 Monarşi anayasası,1921 Teşkilat-ı Esasiye,1924 Anayasanın değişririlmesini,27 Mayıs 1960 -12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 yılında ordunun yaptığı askeri darbelerle,ülkemiz,kendisine layık olmayan Anayasaklarla yönetilmeye çalışıldığı dönemleri yaşadık..Yani; 1921 Anayasası, bir savaş ortamında yazıldı. Gayesi, savaşı yönetmekti. 1924 Anayasası, ulus-devleti ete kemiğe büründürdü. Onu kabul eden İkinci Meclis ise, Kurtuluş Savaşı’nı veren Birinci Meclis’in gayri-hukuki bir şekilde feshedilmesiyle oluşmuştu. 1961 ve 1982 Anayasaları ise, darbecilerin iradesini yansıttı. Darbeciler önce milletin egemenlik hakkını gasp ettiler, akabinde kendi hülyalarını “anayasa” diye kâğıda döktüler 
Bu günlerde ise; Başkanlık sistemini tartışmakla uğraşıyoruz..Yeni Anayasa mecliste kabul görmesine rağmen,İktidar referandumda karar kıldı.Nisan ayında yapılaçak referandumunda çıkaçak sonuç,her yönüyle tartışılıyor. Örneğin  Kılıçdaroğlu ; “Eğer siz 12 Eylül darbe hukukunu değiştirmezseniz hangi demokrasiden söz edeceksiniz?” diyor.Çok haklı.Ama CHP’nin çelişkisi şu ki, 12 Eylül darbe hukukunun en temel metnini, 1982 Anayasasını, en temel hükümleri bakımından savunuyor. Onları “kırmızıçizgi” ilan ediyor ve “ilk dört madde tartışma konusu olmaz” diyor.
Şunu açık biçimde ortaya koymak zorundayız: Hem ilk dört maddenin değişmesine karşı çıkıp, hem de yeni anayasa istemek aynı anda mümkün değildir.Yeni anayasadan kasıt, felsefesi ve temel ilkeleri itibarıyla eskisinden farklı olan, ondan anlamlı bir kopuşu ifade eden anayasadır; tarihi yeni olan veya az-çok tadilattan geçmiş hükümler içeren anayasa değil.Peki ilk dört madde neden yeni anayasaya engeldir?.. Buna karar vermek için bu maddelere yakından bakalım.
1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.
4- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
Birinci Madde: Bu madde üzerinde dört parti arasında bir ihtilaf yok.  
İkinci Madde: Sorun,faşist sistemleri çağrıştıran “milli dayanışma”cılığa ve çok daha önemlisi Atatürk milliyetçiliğine ve “Başlangıç” bölümüne atıf yapan kısmı.Yeni anayasa olacaksa,devletin vatandaşına ideoloji dayatmaktan çıkarılması şart.İdeolojinin ne olduğu önemli değil, “tarafsız devlet” ilkesine aykırı ve ayrımcı bir hüküm bu.“Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri”ne atıfla başlayan bu bölüm, mevcut alaturka laikliğin yasakçılığını tekrarlamayı da ihmal etmiyor. Dahası, hiçbir faaliyetin “Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği”ni de hükme bağlayarak, ifade özgürlüğü başta olmak üzere, tarafsız devlet ilkesinin tabutuna son çiviyi de çakıyor.
(Eski hali biraz daha kötüydü, “hiçbir düşünce ve mülahaza”nın Atatürk ilkeleri karşısında koruma göremeyeceğinden bahsediyordu. Avrupa Birliği sürecinde “düşünce”  yerine “faaliyet” koyularak yasak yumuşatılmaya çalışıldı ama bugünkü haliyle de ayrımcı bir hüküm ve devletin tarafsızlığına aykırı.Çünkü barışçı, sivil ve demokratik faaliyetlerin Atatürk ilke ve inkılapları karşısında koruma görmeyeceği bir demokrasi olmaz. Bunu bu haliyle Kılıçdaroğlu da savunamaz.)..İkinci maddeyle ilgili son bir not: CHP ve MHP, insan hakları ile devlet ilişkisini de farklı kuruyor. Bu iki parti 12 Eylül anayasasının sorunlu formülasyonunu savunarak “insan haklarına saygılı” derken, diğer iki parti (AKP-HDP)“insan haklarına dayalı” devletten söz ediyor.  
Üçüncü madde: En az sorunlu görünen madde bu. Çünkü ifade sorunlu bir zihniyetle kaleme alınmış olsa da (“devletin ülkesi ve milleti”) gibi bölünme isteyen yok. Başkentin Ankara olmasına itiraz edene rastlamadım. Bayrak ve İstiklal Marşı da tartışma gündeminde değil.Asıl sorun resmi dil.Maddede devletin “dili Türkçedir” deniyor. Herkes biliyor ki, devletin dili olmaz, insanların olur; devletin resmi dili veya dilleri olur.Bu maddede yapılması gereken, ikinci veya daha fazla resmi dil için kapıyı açmak ve bu maddeyi, BDP önerisinde olduğu gibi, kamuda anadilin kullanımına da imkan verecek şekilde kaleme almak.
Dördüncü madde: Sahiden yeni anayasa istiyorsanız, ideolojik dayatmanın anayasal temelini terk etmek zorundasınız.Hem Atatürk milliyetçiliğini veya onun ilke ve inkılaplarını resmi ideoloji yapıp hem de herkese eşit mesafede duran tarafsız devletten söz edemezsiniz.Eğer bir ideolojiye değişmezlik atfedip onu, karşısında hiçbir “faaliyetin” koruma göremeyeceği bir konuma yerleştirirseniz, devletin demokratik olma niteliğini anlamamışsınız veya kabul etmiyorsunuz demektir; devletin o “ilke ve inkılapları” paylaşmayan vatandaşlara ayrımcılık yapmasının anayasal temelini oluşturuyorsunuz demektir.
Peki yeni ve özgürlükçü bir anayasa nasıl olur?
1-Devlet hiçbir ideolojiyi resmileştirmez, vatandaşların ideolojik çeşitliliğini tanır. Farklı kimlik özelliklerine, farklı hayat tarzlarına ve dünya görüşlerine sahip vatandaşlar, o devletin anayasasına baktıklarında kendilerini dışlanmış hissetmezler.CHP ve MHP “ilk dört madde”nin değişmesini istemiyor, diğer iki parti istiyor. Bu maddelerin en temel özelliği, Atatürkçülüğü resmi ideoloji olarak belirlemesi ve “hiçbir faaliyetin onun karşısında koruma göremeyeceğini” ilan etmesi.
İkincisi, devleti birey haklarıyla sınırlandırır ve birey haklarını da evrensel anlam ve içeriğiyle kabul eder. Bunun anlamı şudur: Müslümanların din ve vicdan özgürlüğünü de, Kürtlerin anadilde eğitim hakkını da, azınlıkların sivil ve siyasi haklarını da “bize özgü”leştirmeden, “Türkiye’ye özgü koşullar”la kırpıp budamadan, neyse o olarak kabul eder.
Üçüncüsü, eşit vatandaşlığı garanti altına alır. Devlet vatandaşı tanımlamaz, anayasa eliyle “makbul vatandaş” oluşturmaya çalışmaz; vatandaşların haklarını garanti altına alır.
Bunun anlamı şudur: Devlet vatandaşlığı Türklükle tanımlamaz; her etnik kimlikten insanın, Türk’ün, Kürd’ün, Yahudi’nin kendisini eşit biçimde içinde bulacağı etnisiteler üstü bir vatandaşlığı temel alır.
Ak Parti ve BDP’nin (Bugünkü HDP’nin) vatandaşlık tanımı buna uygun. Ama CHP’nin anayasa önerisi vatandaşa Türk demeye devam ediyor. MHP önerisi de öyle.
“Anayasalara değişmez maddeler koymak, ölülerin dirilere hükmetmesidir” der Thomas Paine.
“Değişmez”hükümler koymak,en iyimser yaklaşımla,yanılmazlık taslamaktır. “Ben tüm zamanlar için geçerli ideal sosyo-politik formülü buldum” demektir.Atatürkçülük veya Kemalizm, ayrıcalıklı zümrenin çıkarlarını korumanın ve sürdürmenin ideolojisidir; esas olarak sosyal piramidin üst-orta ve üst tarafı tarafından sahiplenilir ve değiştirilmesi teklif dahi edilsin istenmez.Ama gün gelir, o toplum kendi anayasasını yapmak ister.Eski statükonun içinden konuşanlar, eski güçler dengesini yansıtan “değişmez” hükümleri korumak ister; yeni gelişen sosyal güçler de değiştirmek.
Şimdi bunları sırasıyla tekrar yazaçak olursam :
1. Devletin ideolojik tarafsızlığı
2. Anadilde eğitim
3. Din ve vicdan özgürlüğü
4. Eşit vatandaşlık
Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğu, siyasi aktörlerin hiç birisinin karşısında duramadığı bir gerçek.12 Eylül Anayasasının mimarı olan kurumsal diziliş ve ideoloji çöktü. Siyaset üzerinde askeri bürokrasinin denetimini esas alan normlar dünyasının bir karşılığı yok artık. Değişen sadece siyasetin kurumsal merkezi de değil.Yasaklarla, güçlü tabularla kuşatılmış siyasi yaşantımız değişti. Türkiye her konunun tartışılabildiği; kimliklerin hak taleplerini güçlü biçimde ifade edebildiği bir yöne evrildi. Şurası bir gerçek ki, Başkanlık sistemi de olsa, -ya da olmasa- asıl olan anayasanın demokratik içeriğidir...   
Oysa eğer Kılıçdaroğlu çağrılara uysaydı, oluşan ortak akla CHP olarak katkıda bulunabilirdi. Cumhurbaşkanlığı sistemine kategorik olarak karşı olma pozisyonunu sürdürebilir, ancak etkili olmaya çalışabilirdi. Bu bir çelişki olmaz, halkın da takdirini kazanırdı. Lakin taktikleri gereği ne bunu yaptılar, ne de komisyonda tek bir değişiklik önergesi verdiler.CHP’li komisyon üyelerinin ve milletvekillerinin temel argümanı “Bu değişikliği geri çekin” oldu. Bunu üstü kapalı ve açık tehditlerle süslediler. Sistem üzerine eleştirileri geride kaldı. “Bunun zamanı mı?” diye söylenip durdular.
Yeni Cumhurbaşkanlığı sistemini öngören anayasa değişikliği tartışmalarının diğer bir konusu ise,“Tek adamlık”..CHP-HDP bloğu aynı ağzı kullanıyor..  
Tarihsel ve siyasi tecrübesini “tek adam-milli şef-tek parti” üzerine oturtan CHP’yi şimdilik bir kenara bırakıp HDP’ye gelecek olursak, orada çok daha vahim bir gerçeklik karşımıza çıkar.Kandil ve Öcalan gerçekliği...
Kandil’deki yönetim modeli, kaskatı ve faşizan “ulu önder” eksenine oturtulmuş bir başkanlık modelidir.Öcalan tartışmasız tek adam.Ulu önder.
PKK anayasasına göre değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek milli şef. Kayd-ı hayat şartıyla, bir dediği iki edilmeyecek bir Führer.Kendisi hapiste olmasına rağmen bu böyle.Kandil’deki sistem ise başkanlık sistemi.PKK, başkanlık konseyi tarafından “ulu önder”in talimatları doğrultusunda yönetilen bir terör örgütü.HDP ise bu örgütün siyasi kanadı.Ve çelişkiye bakınız ki HDP tıpkı CHP ağzıyla “Başkanlık Sistemi”ne karşı çıkıyor...
Meclis’te AK Parti grubuna yönelik olarak, “Tek adam rejimi kurmak istiyorsunuz. Siz iradenizi saraya teslim ediyorsunuz!” diyor..  
Bir hükümet sisteminin demokratik sayılması için, illâ başkanlık sistemi veya illâ parlamenter sistem olması koşulu aranmaz. İster başkanlık sistemi, ister parlamenter sistem olsun, bir hükümetin demokratik olma koşul ve kriterleri aşağı yukarı birbirine benzer. Yani başkanlık sistemiyle yönetilen her devletin şeffaf ve demokratik bir yapıya sahip olduğunu ileri sürmek mümkün değildir.Şüphesiz aynı şey parlamenter sistemler için de geçerlidir.  Bağımsızlığını 1825 yılında kazanan Bolivya başkanlık sistemiyle idare ediliyor.Buna rağmen dünyada en çok askeri darbenin yaşandığı ülkelerin başında gelir.  
2017 Anayasa Referandumunda değişikliğe “evet” veya “hayır” diyecek iki kesimin iki farklı cephe şeklinde konumlanacağı, henüz Meclis aşamasında net olarak ortaya çıktı.Referandumda “evet” diyenler neye “evet” diyecek, “hayır”diyenler hangi temel gerekçelere dayalı bir kampanya sürdürecekler? Kürtlerin kimlik ve temel hakları mücadelesinde, özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra HDP’nin izlediği politika, tam anlamıyla bir iflas ve yıkımdı. Kemalist gergedanlar öncülüğündeki HDP, Kürdün 40 yıl boyunca tırnaklarıyla kazarak elde ettiği tüm kazanımları bir anda hendeklere gömerek bitirdi. Kürt halkı tarihinde ilk kez sivil ve demokratik mücadele yöntemiyle tüm haklarını elde edebileceği nitel bir sürece girmişken, yasadışı siyaset zeminine çekilerek tüm kazanımlarını yitirdi. 
Kürtler siyasette pragmatik davranmayı öğrenebilmelidir. Çünkü Kürt meselesinin çözümüne katkı sağlayan her hamle,Türkiye demokrasisinin standartlarını yükseltir, Türkün ve Kürdün ekmeğini büyütür.Eğer HDP 7 Haziran seçimlerinden sonra CHP’nin peşine takılmak gibi tarihi bir hatayı işlemeyip, AK Parti gibi barış sürecinde elini taşın altına sokmuş ve bu yolda çok önemli bir mesafe kat etmiş bir hareket ile yol almayı planlamış olsaydı, bugün Kürtlerin ve ülkenin durumu böyle mi olacaktı? Çözüm sürecinin mimarı ve başlatıcısı, “yeter ki kan dursun ben baldıran zehrini içmeye razıyım” dediğinde, senin de çıkıp onun elini güçlendirerek kendisini onurlandırman gerekirdi.  Oysa HDP, Kürt halkını her durumda “sözde vatandaş” gören İttihatçı-Kemalist akıl hocalarının peşine takılıp, doğrudan doğruya onun şahsını ve iktidarını hedef aldın. Böyle bariz bir hata yapılır mı?  
Kürt halkı,daha aklıselim sahibi olmak ve ferasetli düşünmek durumundadır.  Gönül isterdi ki en geniş kesimlerin uzlaşmasına dayalı, ancak en köklü sorunlarımıza da çözüm getirebilecek bir anayasa oluşturabilelim.Ancak bu olmadı.O halde kimi reformlar ve kademeli değişikliklerle daha iyisine ulaşmanın çabasını vermeliyiz.

 

 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri