''AYDIN''LARIN TEK YANLI TERCİHLERİ ile ''OHAL ve KHK'' LER..


Bu makale 2017-02-24 12:39:43 eklenmiş ve 491 kez görüntülenmiştir.
İbrahim Korkmaz

AYM  1991’de verdiği iki kararı (E:1990/23, K:1991/1, Karar Tarihi: 10.01.1991) 2016’da değiştirdiği günden beri,OHAL ve KHK’larla ilgili tartışmalar sürüp geliyor.. 
Bu maddelerden biri; “olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne dava açılamaz” hükmünü içeren 148/1. maddesidir. Diğeri ise “olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir” diyen Anayasanın 121/3 maddesidir.
Bu nedenlede; OHAL KHK’larıyla kamu görevlilerinin görevlerinden çıkarılıp çıkarılamayacağı, hukuken tartışmalı bir husustur.Yürürlükteki Ceza Kanunu’nun hazırlayıcılarından biri olan Prof. Dr. İzzet Özgenç de “15 Temmuz darbe girişiminin akabinde ilân edilen olağanüstü hal rejiminde, somut bir suçla ilişkisi kurulsun kurulmasın, on binlerce kişi[nin], haklarında usulüne uygun bir soruşturma yapılmadan kamu görevinden ihraç edilmesinin” hukuksuz olduğunu belirtiyor.Özgenç’e göre,Savunma hakkı, insanın en doğal hakkıdır; bir işlediği suçun ağırlığı ne olursa olsun savunma hakkından mahrum edilemez. Bir kişiye hukuki bir müeyyide tatbik edilmesi için, öncelikle o kişiye savunma hakkının kullandırılmış olması gerekir. Bu hak kullandırılmadan verilen yaptırım kararları hukuk dışıdır.'' diye vurgu yapar..   
Herkesin bildiği gibi,bu tartışmaların başlangıç noktası; 1128’ler diye kamuya yansıyan bildirinin içeriğidir..İçinde, güneydoğudaki savaşın realitesine dair tek bir kelime olmadığı gibi,PKK’nın hiç adı geçmiyor,ve devlet durup dururken tek taraflı operasyonlara girişmiş ve üstelik doğrudan sivil Kürt halkına saldırıyor,katliam yapıyordu.Normal olarak, herhangi bir çatışmanın (en az) iki tarafı olduğu unutulmuş,herkesin bildiği olgular yok sayılmaktaydı.Sanki 7 Haziran seçimleri sonrasında KCK önce “bundan böyle bu bölgede baraj, yol, karakul vb inşasına izin vermeyeceğiz; güvenlik güçleri müdahaleye kalkarsa biz de onlara müdahale edeceğiz” diye bir deklarasyon yayınlamamış ve bu, kamuoyunda “çatışmasızlığın sonu” diye yorumlanmamıştı.Ardından, Bese Hozat ile diğer KCK-PKK liderlerinin 1-20 Temmuz 2015 arasındaki yazı ve demeçleri yoluyla, “yeni bir devrimci halk savaşı” aşamasına girildiği ilân edilmemişti. Sanki Suruç saldırısı AK Parti hükümetine yıkılmamış ve Ceylanpınar’da iki polisin uyurken öldürülmesi, gene aynı Bese Hozat’lar tarafından “Suruç katliamına misilleme”diye selâmlanmamıştı.Sanki bunları, bir dizi ilçede peşpeşe “özyönetim” ilânları izlememiş ve gene bu ilçelerde hendekler kazılmaya, barikatlar kurulmaya,her yere bombalı tuzaklar yerleştirilmeye başlamamıştı. Sanki o sıralarda, Le Monde veya Wall Street Journal gibi Batı gazetelerinde, bu kentlerdeki YDG-H gruplarıyla yapılan övücü röportajlar da yayınlanmıyor; tek bir kasabada bile her biri 20’şer kişilik 24 veya 36 savaş timi oluşturulduğu, bütün çatı ve sokak başlarının tutulduğu, devletin asla buralara giremiyeceği yüksek sesle ilân edilmiyor; aynı sıralarda Fırat ve Dicle Haber Ajansları da “barikatların ardında doğmakta olan yeni komünal yaşam tarzı”nı bir yeryüzü cenneti gibi göklere çıkarmıyordu.  
HDP’nin bile en azından ilk aylarda bundan ne kadar rahatsız olduğunu. Kaç kere, PKK’yı da en azından kısmen hatâlı ve kabahatli bulduğunu unutuyorlar.Çünkü onlara göre; Sadece devlet vardı,yüzde yüz günahkârdı ve birileriyle çatışıyor filân da değildi.Tersine, fol yok yumurta yokken iktidar Kürtlere ve diğer bölge halkına saldırma kararı vermişti. PKK ile savaşmıyor; sivillere bilinçli, kasıtlı bir katliam politikası uyguluyordu.Bundandolayıda;1128’ler bildirisini kaleme alan, dolaştıran ve imzalayanlar da,PKK’yı herhangi bir şekilde sorumlu tutmamaya yapmışlardı tercihlerini...Örneğin neden (HDP taraftarlarının öldüğü) Ankara Garı bombalamasını iktidarı ima ederçesinen “Katilleri tanıyoruz, unutmayacağız, affetmeyeceğiz” sloganlarıyla andıklarını, ama sonra, PKK’nın yaptığı aşikâr olan ve nitekim TAK’ın doğrudan üstlendiği Ankara Merasim Sokak (Servisler) ve Ankara Güven Park bombalamaları karşısında sustuklarını herkesin bilmesine rağmen.... Devletten herhangi bir talepte bulunmadıkları gibi,Soykırım sözcüğünü kullanmayan ama uluslararası soykırım tanımına uyacak şekilde kaleme alınmış bir metin üzerinden, uluslararası kuruluşlara şikâyet ediyorlardı. 
Sonuç olarak ; Bildiri yayınlandığında çok büyük bir tepki oluştu ve vicdanlar isyan etmeye başladı..Cumhurbaşkanı Erdoğan dahil bazı liderler bildiriyi suç gördüler,suçlu ilân ettiler.Bildiriyi imzalayanlara karşı, (hukukî açıdan) yargıyı, polisi,savcıları ve disiplin yönetmelikleri ve iş güven[siz]liği açısından YÖK’ü ve tek tek üniversite yönetimlerini harekete geçmeye çağırdılar.Bu yüzden, sonraki günlerde kalabalık polis ekiplerinin imzacıların evlerini basması, gözaltına alıp götürmesi, ya da bazılarının işlerine son verilmesi gibi haksız uygulamalar yaşandı..Çünkü bu davranışlarından dolayı haksız ve suçluda olsalar;İmzacıların düşünce ve ifade özgürlüğü vardı.Her vatandaş gibi öğretim üyelerinin de siyasî görüşlerini serbestçe dile getirmelerinden bir sakınça yoktu..Onlarda herkes gibi,siyasî bakımdan başkalarına göre hatâ  yapabilirlerdi..“bilim insanı hatâ yapamaz,hatâ yapma hakkı yoktur” gibi bir gerekçeyle “kabahatlerinin ağırlaştırılamıyacağını” ve özel olarak hedef alınmamaları doğru olandı..
Bu gelişmelerin ardından,Türkiye 15 Temmuz 2016’da toplumun birçok kesiminin hâlâ ne kadar vahim olduğunu tam olarak idrak edemediği bir vaka yaşadı.Yargı kararlarıyla FETÖ adı verilen ve her türlü kötü sıfatla vasıflandırılmayı hak eden bir çetenin merkezinde bulunduğu bir darbe teşebbüsüyle karşılaştı.Onlarca yılları bulan,karanlık bir geçmişi olan ve akla hayale gelmeyecek yol ve yöntemlerle devlet içinde yuvalanmış, uluslararası güçlerle derin ilişkileri de olan bir şebeke.Kemalist bürokratik vesayete karşı mücadele ve kendini koruma güdüsüyle başladığı yolculuğunda, güç zehirlenmesi yaşamış ve vesayet sistemini adapte ederek mükemmelleştirmiş bir yapılanma.  
15 Temmuz darbe teşebbüsü atlatıldı ama bu yetmezdi. Fail çeteye karşı mücadele edilmesi gerekirdi.Bu,sadece demokratik usullerle işbaşına gelmiş iktidarı değil, aynı zamanda demokrasiyi, insan haklarını, hukuk devletini, hattâ vatanı korumak için de gerekliydi. Bu mücadelenin dört ayağı vardı: Toplumsal mücadele,siyasî mücadele, idarî mücadele ve hukukî mücadele. İlk ikisi kesin olarak kazanıldı. FETÖ’nün ne toplum nezdinde bir meşruiyeti ve itibarı ne de siyasette belirleyici bir gücü var. İdarî ve hukukî mücadele ise devam ediyor.
Böyle bir durumda Olağanüstü Hal ilan etmek meşru bir tedbiri ifade ediyordu.OHAL keskin kılıçtı ve olağanüstü özenli kullanmak gerekiyordu. Ölçünün belli olmasına rağmen,maalesef öyle olmadı..FETÖ ile mücadelede tabanı-tavanı birbirine karıştırıp on binlerce kişiyi işten atarak tepki koymak, sizi adaletten alıkoymamalı.Kızmakta ne kadar haklı olursanız olun, ahlaki ve hukuki sınırlarınız sizi bağlamalı.Çünkü; Tek tek her memur ve akademisyenin suçu ispatlanmaksızın yapılan kolektif ihraçlar hak ihlali anlamını taşıyor.Darbeye teşebbüs,cinayet veya başka türden bir suç işleyen herkesin hukukun öngördüğü biçimde cezalandırılması meşrudur.Suçlu olduğu yönünde şüphe olanı da yargılarsınız; ama zaruri değilse peşinen tutuklamadan; bir anda işten atıp çoluğunu çocuğunu da cezalandırmadan.
17-25 Aralık’ta Cemaat’in operasyon yaptığını bal gibi bildiği halde “lütfen herkes yargı kararlarına uysun”diyerek seçilmiş hükümetin alaşağı edilmesine sessiz kalıp, onlar lehine propaganda yapan gazeteci ve yazarlara haklı olarak öfke duyabilirsiniz; Ama hukuki bakımdan zayıf iddianamelerle, onların tutuklu olarak yargılandıklarını görmemezlikten gelemeyiz..Hukuki olarak suçlanan kişilerle ilgili olarak da tutuksuz yargılamanın esas, tutuklamanın istisna olduğu kuralından hareket edilmeli. Gözaltına alma sürecinde ve sonrasında yaşanan ihlallere ilişkin iddialar ciddiye alınmalıdır.
Reina Katliamı için “İşletmecisi ve tüm çalışanları Alevi olduğu için Noel Baba kılığındaki Sünni Müslümanlar İstanbul'da silahla insanları taradı” dediği söylenen modacı, ayrımcılık suçu işlediği iddiasıyla yargılanabilir, hapsedilebilir; ama uçaktan inerken dövülmesine izin verilemez.Katliam sanığına hukukun öngördüğü en ağır ceza verilebilir, ama ağzı gözü kırılamaz.Kendimiz için. İnsan onurunu temel alan bir düzende yaşama hakkımızın bu görüntülerle ihlal edilmemesi için.
Cumhuriyet tarihinde “işkenceye sıfır tolerans” iddiasıyla ortaya çıkan ve bunu gerçekleştirme onuruna erişen bir hükümet, bu görüntülerle kendi tarihi başarısını kendi elleriyle bu süreçte eritmemeli.Kabul ve itiraf etmek zorundayız ki, FETÖ ile mücadele çetin bir iş. Bir taraftan etkin bir mücadele yürütülmeli; diğer taraftan doğru adımlar atılmalı, hukuk içinde kalınmalı ve masum insanlar mağdur edilmemeli. Suçların bireyselliğine saygı gösterilmeli ama kollektif bir suçla karşı karşıya kalındığı da unutulmamalı. Bu zorlu mücadele uzun zaman alacak. Bu yolda hatâlar da yapılacak. Önemli olan, kasıtlı hatâ yapılmaması ve fark edildiklerinde hataların düzeltilmesi. Bunda başarısız kalırsak, FETÖ ile mücadelede en önemli kozlarımız olan meşruiyeti ve ahlâkî üstünlüğü kaybedebiliriz.Bu her birimiz, hepimiz ve tüm ülke için bir felaket olur.
Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa Ak Parti döneminde üniversitelerde YÖK’ten farklı düşünen öğretim üyeleri seslerini çıkarabilmişlerdi; Kürt Sorunuyla, Ermeni Sorunuyla ilgili en aykırı görülen fikirlerin bile ifade edilebileceği bir atmosfer ortaya çıkmıştı.OHAL sürecindeki bu tür  yalnışlarla,bu başarı eritilmemeli...  


Not; Bu yazı ülkemiz ve Orta doğudaki gelişmeler nedeniyle geç yayınlanmıştır...

 

 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri