8 MART ve KADINLARIMIZ...


Bu makale 2017-03-06 16:08:14 eklenmiş ve 641 kez görüntülenmiştir.
İbrahim Korkmaz

Amerikalı tekstil işçisi kadınların,Dünya kadın hareketine kazandırdığı 8 mart,1910 yılından beri tüm dünya kadınlarınca benimsenen bir gün oldu.Türkiye,de;79 milyonun %49. 8’i kadın, yani 39.250 bin kişi.65 yaş üstü nüfusta , %43 erkeğe karşılık, kadın %56’da. Erkekte ömür 75 yaş, kadında 81.Okur yazar olmayan kadın yüzdesi, kadın nüfusunun %9.2 si.Yüksekokul ve fakülte bitirme yüzdesi, kadınlarda 11.7, ama işgücü katılımı 31, genç işsiz oranı 20.4, evlilik yaşı neredeyse 24’ler. 
TÜİK verilerine göre 2016'da evlenen çiftlerin sayısı, geçen yıla göre yüzde 1,4 azalarak 594 bin 493,boşanan çiftlerin sayısı da yüzde 4,3 azalarak 2016'da 126 bin 164 olarak gerçekleşti.Belli bir yıl içinde her 1000 nüfus başına düşen evlenme sayısını ifade eden kaba evlenme hızı 2016'da binde 7,5, kaba boşanma hızı ise binde 1,59 olarak gerçekleşti.Ortalama ilk evlenme yaşı, 2016'da erkekler için 27,1, kadınlar içinse 24 oldu. Erkek ile kadın arasındaki ortalama ilk evlenme yaş farkı ise 3,1 yaş olarak gerçekleşti. Ortalama ilk evlenme yaş farkının en yüksek olduğu il 4,7 yaş ile Kars,bu ili 4,3 yaş ile Ağrı, 4,2 yaş ile Bitlis, Ardahan ve Iğdır izledi. Ortalama ilk evlenme yaş farkının en düşük olduğu il ise 2,4 yaş ile Karabük oldu. Bu ili 2,5 yaş ile Şırnak ve Kastamonu izledi.
Yabancı gelinlerin sayısı 2016 yılında 22 bin 583 olup toplam gelinlerin %3,8’ini oluşturdu. Yabancı gelinler uyruklarına göre incelendiğinde, Suriyeli gelinler (6 bin 495 kişi) %28,8 ile birinci sırada yer aldı. Suriyeli gelinleri %11,7 ile Alman gelinler (2 bin 644 kişi) ve %9,6 ile Azerbaycanlı gelinler (2 bin 170 kişi) izledi. Yabancı damatların sayısı ise 3 bin 777 olarak gerçekleşti. Bu sayı, 2016'daki toplam damatların %0,6’sını oluşturuyor. Yabancı damatlar uyruklara göre incelendiğinde, Alman damatlar (bin 338 kişi) %35,4 ile birinci sırada yer aldı. Alman damatları %10 ile Suriyeli damatlar (377 kişi) ve %7,7 ile Avusturyalı damatlar (291 kişi) izledi.
Boşanma hızının 2016 yılında en yüksek olduğu il, binde 2,63 ile İzmir oldu. Bu ili binde 2,55 ile Muğla, binde 2,46 ile Antalya izledi. Kaba boşanma hızının en düşük olduğu iller ise binde 0,15 ile Hakkari ve Şırnak oldu. Bu illeri binde 0,23 ile Siirt, binde 0,25 ile Muş izledi. Boşanmaların %39,1’i evliliğin ilk beş yılı içinde gerçekleşti Boşanmaların 2016 yılında %39,1’i evliliğin ilk 5 yılı, %21’i ise evliliğin 6-10 yılı içinde gerçekleşti. Araştırmalara  göre kadınlar evin sorumluluğunu erkeklerden daha fazla üstlendiği gibi,saç süpürge genel müdürü olarak,hem ustabaşı hem işçi, karnı dolu,eli boş.Akıl ve cesarette hayhaylı,mutlulukta vayvaylı…Aşkta alaylı ve cehalet düzeyinde cesur..Ama ne yazıkki;Tüm eğitim düzeylerinde erkekten az ücret alıyor.Her on kadından 4’ü eşi yahut birlikte olduğu erkekten şiddet gördüğü gibi,bu şiddet azalmayıp artıyor ve şiddetle ölümle tanışıyor.Yani; ‘Ya benimsin,ya kara toprağın’. Bu yüzdende,kadının eğitimi ve eğitim seviyesi tüm ailenin hayat tarzı açısından önemli. İyi eğitim görmüş kadınlar daha hızlı ve kapsamlı öğrenebiliyor,ailenin sağlığı üzerinde müspet anlamda etkili olabiliyor.Bu yüzden, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe aileye potansiyel katkısı artıyor.Yani; Ailenin hayat tarzına erkeklerin eğitim seviyesinden ziyade gelir seviyesi katkıda bulunuyor.   Temel toplumsal sorunumuz; kadınların iş bulup çalışmaları değil, çalışamamaları; düşük ücret almaları, sürekli erkekler tarafından taciz edilmeleri ve şiddete uğramaları, hayatlarını yitirmeleridir. Gelişmiş ülke olabilmenin önemli ölçülerinden birisi, kadının hayata katılabilmesidir.
BM verilerine göre, dünyada her üç kadından biri şiddet görüyor. Dünyada cinsel istismar ve şiddete maruz kalan kadınların yarısını 16 yaşından küçük savunmasız kız çocuklarının oluşturması hiç şaşırtıcı değil. Finlandiya’da %6, İtalya’da %12, Danimarka’da %20, Japonya’da %13 iken Türkiye’de neden Hindistan’ın %35 oranını bile geçip %39’a ulaştığımız üzerine,düşünmemiz gerekmektedir..  
İzdivac proğramlarının kadınları rendiçe ettiği bir yana,adayların çoğunlukla,maalesef başörtülü olmasıdır.Yaşananlar kurgu ise skandal. Gerçek ise tam bir felaket! Çünkü kahramanlar ne başörtülü olmanın sorumluluğunu ne de o sorumluluğun yüklediği dindarlığın ağırlığını taşıyor.Oysa o başörtüsü için çok bedeller ödendi bu ülkede. Ama şimdi reyting uğruna ucuzca harcanıyor. Ve işin ilginci bu ucuzluğa millet prim veriyor.28 Şubatçılar, sahte şeyhler ve mağdur Fadimeler üretmişti. Bilselerdi millet böyle çözülecek, yaparlardı bir izdivaç programı, koyarlardı ekrana bir iki boyalıyı. 
Bu nedenlerlede,Türkiye,de kadınların durumunu, modern-dışılaşma bağlamında okumak durumundayız. Modern olandan hızlı biçimde uzaklaşan insan ilişkileri ve eylemleri, en çok kadın sorunu konusunda kendisini ele veriyor.Bu nedenlede; cennet annelerin ayağının altında gösteriliyor. Yani bu dünya kadınların aktörlüğüne kapalı bir dünya olarak etiketleniyor.Kadın, ancak öteki dünyada erkeklere ödül olarak mutluluğun ölçüsü diye sunuluyor.Kadınların dehşet verici şiddete maruz kalışı, öldürülmesi, çalışma yaşamından kovulması, tacize uğraması, metresleştirilmesi gibi insanlık-dışı süreçler, esasında evrensel olandan kadının dışlanması anlamına geliyor.  
Yine ne yazıkki; Bu ülkede “kadın” meselesi hiçbir zaman kadınlarla ilgili olmadı. İdeoloji ile ilgili oldu, siyasetle ilgili oldu, ama kadınlarla ilgili olmadı.“Kadınlara rağmen, kadınlar için” Türkiye'de hemen her grubun kadınlara bakışını özetleyen motto oldu.İdeoloji kadın bedeninde kristalize oldu.“Makul kadın” tasavvuru ideolojiden ideolojiye değişse de, o ideolojiyi savunan kişilerin kendilerini karşı kamptan üstün olduğunu kanıtlamaya yarayan bir ideolojik mühimmat olarak kullanıldı.Kadın, “ilericilik” göstergesi, “iffet” timsali, “özgürlük savaşçısı” oldu, ama kadın olamadı. Kadın hakları, kendi tarafımızdaki kadınlara ayrımcılık yapıldığı zaman akla geldi. Cinsiyetçilik ancak karşı tarafa yakışan bir sıfat oldu. Kadına yönelik ayrımcılığın bu ülkede (tıpkı dünyada olduğu gibi) ideoloji, din, etnisite, sınıf, kültür, mezhep ayırmadığı es geçildi. Ataerkilliğin ideoloji üstü olduğu es geçildi.
Örneğin; İkna odaları gibi bu ülkede kadına yönelik şiddetin en vahim örneklerinden birinin bilfiil iştirakçisi, CHP milletvekili Nur Serter gibiler oldu..Bir programda "Cumhuriyet rejiminin makbul bir kadın anlayışı oluşturduğunu ve bu kadın prototipine uymayan kadınları dışladığını..." söyleyen konuşmacıya; "haddini bilmesi " gerektiğini hatırlatıp,''Bu konuşmasını,Cumhuriyet rejimi sayesinde yaptığını,haklarını, varoluşunu bu rejime borçlu olduğunu'' hatırlatıyor.Bu tavır,bir siyasetçiye,akademisyene, kadına yakışan bir üslup ve yakışan ifadeler mi?..Bu topraklarda yüzyıllar boyu kadınların mücadele ile, hâlihazırda doğuştan gelen haklarını “kazanmış”olması,bir rejime,bir lidere borçluluğundanmı ..? Hükümetin kadın politikasını eleştirirken, kadınlara "had bildirmek" mantıklı bir tavır mı?..Her gün, sosyal medyada, sırf farklı siyasi düşüncelerden olduğumuz için o kadar çok kadından cinsiyetçi ifadeler duyuyor,küfürler işitiyoruz.. Bunların içinde siyasetçiler de var, gazeteciler de, muhtemelen kendi çevrelerinde saygın kişiler de...
Peki böyle olmak zorunda mı? Cinsiyetçilik nereden gelirse gelsin karşı çıkmak bu kadar zor mu? Rakip gördüğümüz, hemfikir olmadığımız kadın meslektaşlarımıza cinsiyet kozuna saldırmadan, fikir düzeyinde cevap vermek bu kadar zor mu? Bir kadına,sırf kadın olduğu için saldırılmasının, aslında bütün kadınlara zarar verdiğini görmek zor mu? Buna bir kadın-erkek olarak iştirak etmenin utanç verici olduğunu anlamak zor mu?..Bu ülkede kadın mücadelesi, demokrasi mücadelesi gibi kendi mahallemizden başlıyor aslında. Karşı kampın kadına bakışı üzerinden kendimize üstünlük payesi atfetmek de pek yardımcı olmuyor.
Dürüst ve samimi olmak gerekirse; Mütedeyyin kadınlar dindar mahallede, seküler kadınlar laik mahallede,Kürt kadınlar Kürt mahallede, Alevi kadınlar Alevi mahallede yaşadıkları ayrımcılığı konuştuğunda bir katkı sağlanıyor. Çoğu parlak, iyi eğitimli, seküler gençlerin, sevmedikleri kadın yazarlar için kullandıkları dil mide bulandırıcı geliyor. Bu dilin kınanmaması, bu dili kullananların o mahalleden aforoz edilmemesi korkunç geliyor.Başka kadınları kurtarma rolüne soyunacağımıza,önce kendi kadınlarımızı “kurtararak” başlasak bu işe nasıl olur? “Geri kalmış”ideolojilere mensup insanlara ahkam keseceğimize kadın konusunda aynaya baksak nasıl olur?
Ana olmak ne cenneti garantiliyor,ne bu dünya huzurunu.Tarihin zor günlerinde analar yükler göçü. Başlangıçlarda, bitişlerde, yalnız ve güçlü kahraman, gene onlar.Kurtuluşun ve öncesinin, Anadolu tarihinin, mübadelenin, sürgünlerin, etnik kıyımların, siyasi zulümlerin, darbelerin, mülteciliğin,şehit yakını olmanın,aşkın ve ayrılığın esas oyuncusu, analar. Ana dediğin,babası evinde de,nafakasını çıkardığı işyerinde de,kendi yurdunda,çocukları yanında da yalnız…  
Kadınların;  ''Yaşamda güzel olan ne varsa hepsini istiyoruz.'' dileklerine olumlu yanıt verilse,kötümü olur..?   

Kaynak;Yaprak Zihnioğlu-Ayşe Kilimci-Ceren Kenar-Aljazeera-TÜİK 
 ve Vikipedi..

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri