Referandum yada “Pirus zaferi”


Bu makale 2017-04-24 05:12:12 eklenmiş ve 427 kez görüntülenmiştir.
İbrahim Korkmaz

AK Parti 2002’de iktidara geldiğinde, devlete vesayet eden bir sistem yürürlükteydi. Sivil siyaset üzerinde yükselen ve hükümete kim gelirse gelsin devleti yöneten bu Kemalist vesayet sisteminin orkestra şefi orduydu. Diğer asli enstrümanlar ise yüksek yargı, YÖK, üniversiteler ve cumhurbaşkanlığı gibi devlet içi vesayet kurumlarıydı. Sivil ayaktaki işbirlikçileri olarak, belirli sermaye gruplarını temsil eden medya ve Kemalist kurucu parti vardı. Bu iki ayağın tamamlayıcısı ve bu sistemi sürekli kılmaya hizmet eden vazgeçilmez unsur ise derin devletti.
Bu yapılanma otoriter bir rejimi ayakta tutabilmek uğruna suikastlar, cinayetler, tehditler, şantajlar, işkenceler, faili meçhuller, darbe hazırlıkları, sansasyonel katliamlar ve benzeri olaylara başvuruyordu. Bu eylemlerle topluma korku pompalıyor, farklı kesimleri birbirine düşman ediyor, kaotik bir belirsizlik iklimi yaratıyor, siyasileri ve hükümetleri kıskaca alıyordu.
Demokratik cephe, AK Parti’nin vesayet rejimiyle giriştiği mücadeleye destek verdi.Bu yönde yasal, anayasal, kurumsal ve idari çok sayıda yapısal demokratik reform teklifiyle çıktı toplumun karşısına. Ancak daha ziyade yasal ve idari düzeyde bazı reformlar ve değişiklikler yapabildi.
2000’li yıllar boyunca böyle bir rota izlendi. Komşularla sıfır sorun politikası yeni çizgi ürünüydü. Arap ayaklanmalarının desteklenmesi de öyle. İran’a karşı Birleşmiş Milletlerin yaptırım oylamasında da kendi yolumuzu izledik.
Kamulaştırma yasası değiştirildi. Merkez Bankası bağımsızlaştırıldı. Büyük özelleştirmeler gerçekleştirildi.Popülist ekonomi politikaları terk edildi.  Başta Avrupa, tüm dünyayla ticaret hacmimiz hızla arttı. Ortadoğu pazarına açıldık. 2008 krizi kapımızı çaldığında İMF’ye yüz vermedik. Buna rağmen faizler düştü; kur normal seyretti. Bütün bunlar olurken Batı dünyasıyla makul bir denge ve uyum içinde yürümeyi başardık. 
Suriye iç savaşı 2011 Nisan ayında başladığında, Erdoğan iktidarı; içeride 1) Gülen örgütü tarafından işgal edilmiş bir bürokrasi, 2) Oslo görüşmeleri nedeniyle ateşkes ilan etmiş olsa da bütün silahlı varlığıyla bölgede istikrarı tehdit eden bir PKK gerçeğiyle karşı karşıyaydı.
15 Temmuz kalkışmasının yakın siyasi tarihimizin önemli dönemeçlerinden biri olduğunu düşünenlerdenim. Önemli çünkü toplumdaki keskin kutuplaşmanın ve Batı medyasının ölçüyü kaçırmış yalan haberlerinin yarattığı anormalliğe karşın daha sekiz 8-9 ay önce sandıktan çıkmış hükümetin yeterli çoğunluğunun bulunduğu bir ortamda demokrasiye karşı askeri bir darbeye girişilmesi için iç dinamiklerden kaynaklanan en ufak bir bahane yoktu.Belli ki eskiden yaşadıklarımızdan farklı olarak bu defa doğrudan dışarıdan dayatılan bir darbe girişimiydi söz konusu olan.  Amerikan medyasıyla birlikte Erdoğan düşmanlığı üzerinden Türkiye’yi karalama kampanyasını çılgınca yürütmekte olan Batı Avrupa medyası da aynı perspektiften hareketle Türkiye’nin İslam Cumhuriyeti’ne dönüştüğü yalanını pompalıyor. Yetmiyor olmalı ki hedefine şimdi bir de, darbeyi başarısız kıldığı için herhalde, tümden İslamcı yaftası yapıştırdığı halkımızı da koymuş durumda.Sadece medyaları değil, siyasetçileri ile de, saldırıda bulunan, demokrasiye kasteden, suçlu olan sanki darbeciler değil de Türkiye’ymiş gibi açıklamalar yapan, gerçekleri ters yüz eden bazı Batı Avrupa ülkeleri var. Derin bir güven bunalımına yol açan bu durumda, AB üyesi olan bu dost ve müttefik bildiğimiz ülkelerle ilişkiler de artık eskisi gibi olmayacak elbette.
Bundan dolayıda;Türkiye tarihine her nereden bakılırsa bakılsın yeni bir döneme girilmiştir.Tabiri caizse, parlamenter sistem içinde bırakınız kuvvetler arasında yaşananları, kuvvetlerden biri olan yürütmede dahi sorunlu bir yapı olduğu iyice açığa çıkmıştır. “Artık mevcut sistem içinde daha fazla kalmak istemenin anlamsız olacağı bir zamandayız ki bunun ülke için zaman ve kaynak israfından öteye ülkenin gelişmesini engelleyen, krizlere gebe bir problem kaynağı olduğu ortadadır.”
"16 Nisan anayasa referandumunda “anlamlı bir evet” çıkmadığı, Matematiksel olarak “Evet”, moral olarak “hayır” ın kazandığı doğrudur. .Eğer “evet” ve “hayır” oyları arasındaki fark çok ciddi olsaydı, sanırım ülke çapındaki kutuplaşmayı derinleştirir ve bu durum demokrasiye daha çok zarar verebilirdi. Çünkü bizim demokrasi kültürümüzde, çoğulculuktan ziyade  çoğunlukçu öğe ağır basmaktadır. Yani güçlü olanın her bir şeye egemen olma anlayışı. Oysa önemli olan, farklılığa da yaşam olanağı tanıyan çoğulcu bir zihniyete sahip olmaktır.  Diğer bir deyimle, azınlıkta olan ve farklı olana tahammül, demokrat olmanın en önemli ölçütüdür.
Eğer HDP, neo-Kemalist çizgide ısrar etmeyip, Kürt halkının temel hak ve özgürlükleri ekseninde bir politika geliştirebilmiş olsaydı,  anayasa referandumu paketi pekâlâ AK Parti-HDP ittifakıyla da Meclisten geçebilirdi. Özellikle 7 Haziran 2015’ten bu yana HDP’de yaşanan eksen kayması, böyle bir ittifakı imkânsız kıldı. Çünkü HDP bu süreçten sonra Kürt meselesinin çözümünü ikinci plana itip, tüm gücü ve imkânlarıyla AK Partiyi zayıflatma ve iktidardan düşürme politikasını esas aldı.  
Bu Referandumda ise; Bir taraftan PKK ,YPG ,PYD,DHKP-C,Deaş ve Fetö'yle.. Diğer taraftan, Almanya'yı, Hollanda'yı, Fransa'yı, Belçika'yı, İsviçre'yi, Avusturya'yı, İngiltere'yi, Amerika'yı...Bununla da yetinmeyip CHP'yi, HDP'yi, Saadet'i, Vatan Partisi'ni, AK Parti içindeki AKP'lileri ve  daha nicelerini yenerek ,HDP'nin kalesi olan 14 ilde oylarını yüzde 200 artırak kazanmıştır... Türkiye için,hepimiz için yeni bir dönem başlıyor. Bu dönem kurucu bir dönemdir ve Kürtler bu kurucu dönemde ‘evet biz de varız’ demiş oldular. Yani,AK Parti artı Kürt ittifakı Türkiye’ye kazandıraçağını göstermiş oldu..Bu gelişmeleri görmemezlikten gelmek,Türkiye,ye kaybettirir..“Evet” blokunun Batı’daki büyük şehirlerde uğradığı oy kaybını Güneydoğu ve Doğu’daki Kürt oylarının telafi ettiğini görebilmeliyiz... Kürt problemine yönelik hiçbir somut çözüm önerisi olmayan CHP, HDP ile siyasî ittifak kurdu. Kürt hareketinden nefret eden ve Kürt meselesinde en küçük bir diyaloga bile açık olmayan seküler Türk milliyetçisi çevreler ile radikal Kürt çevreleri aynı istikamette oy kullandılar.
Batı Avrupa ülkeleri,kabul edilemez düşmanca davranışlarıyla art niyetlerini “Türkiye’nin başında Erdoğan’ı istemiyorlar anlamıyor musunuz” diyerek ortaya koyarak..Türkiye’nin evrensel demokrasi ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla hangi sistemle yönetileceği kararını verecek olanın Türkiye halkları olduğunu unuttular..Bizim temel ilkelerimizi,Yabancı ülkelerin temsilcileri ya da medyaları belirliyemez.Çünkü bu temel ilke tartışılırsa,Türkiye’nin bağımsız bir devlet olup olmadığını da tartışmak gerekir. 
Örneğin,AP üyesi Türkiye raportörü Bayan Kati Piri,referandum sonucunu, “Türkiye’deki bütün demokratlar için üzücü bir gün...iki taraf da kazandım diyor, endişeliyiz, demokratlar için üzücü bir hal,referandum sonucu… Otokratik tavrıyla hükümet toplumu kutuplaştırdı, ekonomiye zarar verdi. AB müzakereleri askıya alınabilir…’ ” diye niteleyebiliyor. Oysa referandumlardan şu veya bu yönde çıkan sonuçlar demokrasinin özünü oluşturuyor..  
BND destekli ‘Friedrich Naumann Vakfı’, mart ayından itibaren ‘3H’ (Hürriyet, Hukuk, Hoşgörü) mottosuyla 16 Nisan için ‘Hayır’ kampanyası yürüttü. “Neden hayır?” ve “Neden bu sefer kazanabiliriz?” konferansları düzenleyen Almanlar, bu konferanslarda açıkça ‘Hayır’ oyu verilmesi çağrısı yaptı. Alman vakıflar arasında FETÖ ile en yakın temastaki kurum olan Naumann Vakfı’nın Türkiye direktörü Hans Georg Fleck’in örgütle ilişkiyi halen sürdürdüğünüde çok iyi biliyoruz.. 
AGİT ise,ağzındaki baklayı ıslanmadan çıkardı: ‘Taraflar eşit koşulda yarışmadı zati bu referandum Avrupa Konseyi standardında değil, demokratik süreç için hukuki altyapı yetersizdir,’derken,İnönü’nün torunu sayın Bilgehan :‘Her türlü zorbalığa rağmen bu ülkenin yarısı cesur ve namuslu ya…’ buyurdu. 25 milyon seçmen korkak ve namussuz mu yani?…Yakışmıyor…Sayın Böke de ‘referandum sonucunu tanımıyoruz, gerekirse meclisten çekileceğiz’, buyurdu.
İngiltere sadece 500 bin oy farkıyla Avrupa Birliği'nden ayrılma kararı aldı. Trump AK Parti'nin aldığından 2 milyon daha az oy almasına rağmen bugün ABD Başkanlığı koltuğunda oturuyor.Kimse onun meşruluğunu tartışmıyor.
CHP’nin başına geldiğinden beri seçim kazanmayı bir türlü beceremeyen Kılıçdaroğlu, bu kez de kaybeden oldu. Kıl payı kaybeddiğine inandığı bu yenilgiyi, CHP’li olmayan unsurların katkılarını yok sayıp kazanç hanesine yazarak koltuğuna oturmaya devam edecek gibi görünüyor.  
Benim referandumdan çıkardığım en önemli sonuçlardan biri: 2002’de çevreden merkeze gelmek, orta ve üst sınıfa yükselmek isteyen kesimlerin sesi olarak ortaya çıkan AK Parti açısından bu referandum sonuçları, partinin seçmen profilinin şehirlerden taşraya doğru kaydığının,orta sınıflarla ilişkisinin zayıflamaya başladığının,kendi 15 yılının eseri olan şehirli muhafazakâr kitleleri ikna etmekte zorlandığının ilk işaretleri. Daha önceki işaret 7 Haziran 2015 seçimlerinde verilmişti.AK Parti’yi yüzde 40’ların üzerine çıkarıp tek başına iktidar yapan, yeni sistemle yüzde 50’lerin üzerine çıkararak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk turda sonucu belirleyebilecek bir seçmen kitlesinin kafası biraz karışık ve parti aidiyeti zayıflamış görünüyor.
Kısacası; Ne hükûmetin, ne de AK Parti'nin rehavete kapılmak gibi bir lüksü yok. Zira, Türkiye'yi 2019 yılında en az bu referandum kadar önemli bir seçim bekliyor.
NOT;''Yetmez ama evet'' dememin nedenlerini açıklamaya yerim kalmadığı için yazamadığımdan dolayı okurlarımdan özür diliyorum..Merak ve arzu edenler ''Başkanlık sistemi ve yeni Anayasa''konulu yazımı okumalarını tavsiye ederim..

 

 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri