Suriyelilerin çilesi ve ....


Bu makale 2017-07-25 05:37:20 eklenmiş ve 375 kez görüntülenmiştir.
İbrahim Korkmaz


İnsanlığın tarihi, belki tüm canlıların tarihi, yaşamını sürdürebilecek, ya da daha iyi sürdürebilecek uygun coğrafi alanlar aramanın da tarihidir. Kesin olarak tüm detaylarını bilme şansımızın olmadığı insan ve hayvan göçleri bunun göstergeleridir. Bir momentten sonra, ilk ortaya çıktıkları alanda yaşama şansı azalan ya da yok olan tüm canlılar, kendilerine daha iyi yaşayabilecekleri alanlar aramış; gücü yetenler başarmış, gücü yetmeyenler yok olmuş.
İnsanlar daha iradi bir canlı türü olduklarından,tarihsel süreç içinde önce birlikte üretip birlikte tüketmiş; ama bir andan itibaren, topluca ürettiklerine içlerinden bir kısmı el koymaya başlamış. El koyanlar buna uygun araçlar da yaratarak,kendilerine itaat eden silahlı güçler kurmuşlar.Adına asker,ardından ordu dedikleri silâhlı güçleriyle, kendi egemenlik alanlarını yaratıp devlet olmuşlar,imparatorluklar kurmuşlar. Tüm yerkürede böylesi oluşumlar çoğaldıkça,bir birlerini yok etme, teslim alma eylemleri başlamış.Savaş denilen bu illet,yaratılan ve yaratmaya uygun tüm maddi ve doğal zenginliklere el koyma eylemi olmuş.Tarih ilerleyip insanlık dinsel, kültürel özellikler kazandıkça, savaşlarının boyutlarına-özü değişmeden-yeni faktörler de eklenmiş ve adına kapitalizm denilen yeni bir sürecin içine girmişiz. Ana felsefesinde KÂR olan,bu sistem,yüzlerce silahlı ordusu olan devletler çağını başlattı.. Yerküre tarihinde hiç görmediği bir adaletsizlik ve eşitsizlikle tanışarak; sadece ürünlerin tamamına yakınına el koyanlar ile geri kalanlar arasında değil, adına devlet denen ve belli bir toprak parçasında yaşayanlar ile diğer bir parçada yaşayanlar arasında da inanılmaz farklılıklar çıkmış ve zenginlik bir yanda, yoksulluk diğer yanda birikerek,adaletsiz bir dünya yaratılmış oldu. Bu adaletsiz dünyanın kaçınılmaz bir parçası olan savaşların sonuçu göçler başlamış bu kez. Bazen bireysel, bazen kitlesel göçler. Bu göçlerin bileşenlerine; çoğu kadın, yaşlı, çocuk ya da savaşmak istemeyen bu çaresiz insan yığınına MÜLTECİ denmiş çağımızda.
Mülteciler, eşitsiz ve adaletsiz dünyamızda, o eşitsiz ve adaletsiz dünyanın yöneticilerince hiç sıcak karşılanmadı. O adaletsiz ve eşitsiz dünyanın yöneticilerinin ideolojisinden etkilenen, her an mülteci olma potansiyeli taşıyan insanlar tarafından da.Çoğu ülkeler,çok daha yoğun olarak, yıllar önce tanıştı böylesi mültecilerle.Biz ise yeni tanıştık.O mültecilerin,çok küçük istisnası dışında,ölümden kaçan çocuk,kadın,yaşlı ve çaresiz olduklarını biliyoruz.Onlara; insanlık duygularını kaybetmiş adaletsiz yöneticilerin “oyuncağı” olmaktan kurtarmak için “ufak” bir katkı sunma şansımız varken,ne yazıkki, ''Neden ülkelerinde kalıp savaşmamışlarmış da buraya sığınmışlarmış!'' diyenlerimizde var.
Bunu söyleyenler, hayatın, insanın ve savaşın doğası hakkında hiçbir şey bilmiyorlar demektir.Çünkü: Suriye halkı savaştan değil, katliamdan kurtulmak için yollara düştü.Bir kısmı ise; zaten savaşarak, direnme hakkını kullanıyor.. Esad’ın yeni yılı göremeyeceğini vadeden Batılı devletler,diktatörün sadece hava gücünü yok etselerdi,suriyeliler rahatlıkla kazanabilirlerdi. Ama başta ABD olmak üzere, Esad rejimini gayrimeşru ilan eden ve Suriye halkını destekliyor görünen büyük devletler bunu yapmadıklarında ne olacağını gayet iyi biliyorlardı. Sonuçta bunu tercih ettiler ve bu tablo ortaya çıktı.“Üç milyona yakın Suriyeli sığınmacıdan bir milyonu erkekmiş ve bari onlar savaşsaymış!” Savaşacak yaşta olan erkekler, bilmedikleri bir ülkede, kadınları ve çocukları kime bırakıp gidecekler? Onlara kim bakacak, ailenin güvenliğini kim sağlayacak?..İnsan büyük konuşmamalı bu meselelerde. İnsafsızlık etmemeli; suçlamaktan, yargılamaktan ziyade anlamaya çalışmalı.
UNICEF’in son yayınladığı videolardan birinde önyargılarla ilgili bir sosyal deney var. Eli yüzü, üstü başı temiz pak bir kız çocuğu, bir şehrin işlek bir meydanında tek başına bırakılıyor. Meydanın ortasında ayakta ve kaygılı, üzgün bekleyen çocuğa onlarca kişi yanaşıp başını okşuyor, muhtemelen kaybolmuş olduğunu düşündükleri için sorular soruyor. Sonra çocuk bir restorana giriyor. Pek çok kişi masalarına davet ediyor, onunla konuşuyor, seviyor, yemek ısmarlıyorlar. Herkesin vicdanlı olduğu, kaybolmuş bir çocuğa sahip çıkan insanlarla dolu, iyi kalpli bir dünyayı izliyoruz.Deneyin devamında aynı kız çocuğunu, pis, yırtık pırtık kıyafetler giydirip yüzünü de makyajla kirlettikten sonra aynı meydana tekrar bırakıyorlar. Dakikalar geçiyor ama çocuğun yanına tek bir kişi bile yaklaşmıyor. Ne başını okşayan var, ne anne babasını soran. Aynı çocuk, o aynı restorana gidiyor. Masaların arasında dolaşıyor. Bu defa kimse masasına çağırmıyor, yemek söylemiyor. Hatta tiksintiyle bakıyor, yanlarından geçerken değmemesi için kenara çekiliyor, çantalarını, eşyalarını kolluyorlar. Çocuk rastgele bir ailenin masasına oturunca, baba garsonu çağırıp ite kaka restorandan attırıyor. O vicdanlı, iyi insanlar gitmiş, yerlerine kalpsiz bir dünya oturmuş sanki.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın,Suriyelilere vatandaşlık verileceği açıklamasından sonra ortaya çıkan tepkilerin bir bölümünün buna benzer önyargılardan kaynaklandığını düşünüyorum. Tepkilerin bir kısmı açıkça ırkçılıktan kaynaklı. Örneğin, Sözcü gazetesinin “Bunları mı Türk vatandaşı yapacağız?” manşetli nüshası (8 Temmuz) buram buram ırkçılık kokuyor. Manşet altında “Erdoğan’ın “vatandaş yapacağız” dediği 3 milyon Suriyeli arasında, iti kopuğu, katili, yobazı, dinci teröristi ne ararsan var” yazıyor. Sözcü “Türkler vergi ödesin, işsiz kalsın, askere gitsin, şehit olsun; Suriyeliler beleş yaşasın” diyerek kışkırtıcı spotlarla da süslemiş baş sayfasını.Modacı Cemil İpekçi’nintwitter hesabından paylaştığı mesaj da bu kategoriden: “Vatanını satıp kaçmış üç milyon uyuzu bize taze kan diye sokuşturmaya çalışanlar var…”.  
Irkçılara söylenecek pek bir şey yok. Adı üstünde, laftan anlamayan ırkçılar zaten; teşhir edip geçebiliriz. Siyaseten itiraz edenlerin temel argümanı ise vatandaşlığın AK Parti’ye oy toplamak için verileceği yönünde. PKK/HDP cephesinden yükselen itiraz adeta “saf Kürt ırkını koruma” gayretiyle dile getiriliyor. Daha önce Duran Kalkan Kürt şehirlerine yeni açılacak kamplardaki Suriyeli mültecileri katledeceklerini açıkça ilan etmişti.Cemil Bayık, Azadiya Welat yazısında, mültecileri Kürt şehirlerine yerleştirmenin “soykırımda yeni aşama” olduğunu ve “buna ses çıkarmayan Kürdün soykırıma ortak olacağını” iddia ediyor. Bayık’ın mültecilerin diğer bölgelere yerleştirilmesine itirazı yok.Doğu ve Güneydoğu’ya yerleştirilmesine, nüfus mühendisliği yapıldığı iddiasıyla, şiddetle karşı çıkıyor.Bayık, ırkçılığının yanı sıra konuyu çarpıtıyor da. Güneydoğu’daki şehirlere yerleşen Suriyelilerin (ve Iraklıların) büyük çoğunluğu Kürt. Örneğin, Diyarbakır’daki 29 bin, Şırnak’taki 14 bin, Hakkari’deki bin civarı Suriyelinin neredeyse tamamı Şengal’den, yani Kürt bölgesinden. Arap ve Türkmenler ise yine Arap ve Türkmenlerin olduğu şehirlere daha çok yerleşiyor.
Suriyelilere oy kaygısıyla vatandaşlık verilecek olsa bile, hepsinin AK Parti’ye oy vereceğini nereden çıkarıyoruz? Mesela, Irak Kürdistanı’ndan gelen 300 bin, Rojava’dan gelen 200 bin Kürdün HDP’ye ya da Hatay ve Maraş civarına yerleşen Alevi Suriyelilerin CHP’ye oy vermeyeceğini nereden biliyoruz? Kaldı ki Suriye ve Iraklı üç milyon sığınmacının üçte biri okul çağındaki çocuklar. Kalanların tamamı vatandaşlığa geçmeyi kabul etse ve istisnasız hepsi AK Parti’ye oy verse bile yaklaşık yüzde üç oya tekabül ediyor ki hâlihazırda yüzde 50 oy ile en yakın rakibini ikiye katlamış bir partinin çok da ihtiyacı olan bir oran değil bu. Yani CHP ve HDP’nin bu iddiası çürük.
Fakat itirazlar bunlarla sınırlı değil. Sokaktaki vatandaşın da itirazları var.En çok kullanılan argümanlar biride işsizliğin artacağı, ekonomiye yükler bineceği yönünde. Hâlbuki rakamlar tersini söylüyor.Örneğin, 2015’te açılan yabancı sermayeli 5 bin şirketin 1.600’ünü, 233 milyon TL sermaye ile Suriyeliler kurmuş. Kalıcı yabancı yatırımların dörtte birini sadece Suriyeliler oluşturuyor. Bu yılın ilk altı ayında yabancı sermayeli limited şirketlerde Suriyeliler, Irak ve Almanya’nın önünde ilk sıradalar. Anonim şirketlerde de Almanya ve Azerbaycan’ın ardından üçüncü sıradalar. Üstelik açılan şirketlerde çoğunlukla Suriyeliler çalışıyor. Yani ekonomiye yük değil, aksine katma değer kazandırıyorlar. Ayrıca, mülteci almamak için bin dereden su getiren Avrupa ekonomileri büyük sıkıntılar yaşarken, Türkiye ilk çeyrekte yüzde beşe yakın büyüme kaydettiği gibi,İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ise,dilençilik konusunda;"Huzurlu Sokaklar" operasyonunda yakalanan 2011 dilenciden sadece 156'sının Suriyeli olduğuna dikkat çekti.Soylu, ayrıca şebeke üyelerinin diğer dilencileri Suriyeli görünümünde dilencilik yaptırmaya çalıştığını söyledi.Sonuç olarak,en çok işlenen konulardan biri de Suriyelilere vatandaşlık verilmesiyle hırsızlık, tecavüz, terör gibi suçlarda artış olacağı. Bu da büyük oranda “1. Dünya Savaşı’nda bizi sırtımızdan hançerleyen Araplar” klişesine dayalı, ırkçılık kokan önyargılardan besleniyor.Tıpkı Avrupa’daki ırkçıların Türklere karşı önyargılarını cinsellik ve şehvet imgeleriyle örülü oryantalist “Doğu” imajı üzerinden yansıtmalarında olduğu gibi.
Temel soru şu aslında:Sebep ırkçılık mı? Ayrımcılık mı? İslam düşmanlığı mı? Arap düşmanlığı mı? Mezhepçilik mi? Siyasi kavgada avantaj beklentisiyle sığınmacıları araçsallaştırmak mı? Yoksa hepsi mi?..Sığınmacıyı iç politikanın aracı haline getiren siyasi ahlaksızlık devam ettiği ve devlet etkin bir koruma ve caydırıcı bir yaptırım uygulamadığı takdirde bu saldırıların devamının geleceğinden kuşku yok.Bu acıların çoğalmasında bir payımız olsun istiyor muyuz, istemiyor muyuz?  İstemiyorsak, sığınmacıyı kriminalize eden zihniyet ve dili teşhis etmek ve onu düzeltmeye çalışmak zorundayız.Daha fazla gecikmenin yaşatacağı her acının ilave sorumluluğunu kendi omuzlarımıza yüklememek için.Uluslararası hukuk, mülteci hakları ve insani kriterleri bir kenara bıraksak bile, vatandaşlığa tartışmasız veya yukarıdaki gibi temelsiz gerekçelerle karşı çıkmak sorunun çözümüne hiçbir katkı sağlamıyor. Oysa çok uzun yıllar birlikte yaşayacağımız Suriyeliler, Iraklılar ve başka milletlerden mültecilerle ilgili detaylı tartışmalara ihtiyacımız var. Örneğin, bir Göç ve Entegrasyon Bakanlığı’nı tartışmanın zamanı gelmedi mi?

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri