Adil Hükümdar Nuşirevan


Bu makale 2014-03-20 06:45:59 eklenmiş ve 1433 kez görüntülenmiştir.
Mehmet Uluçay

lkçağlardan günümüze kadar geçen bu süreçte, insanların, tek, aile, grup, toplum halinde yaşarken, uymaları geren kurallar, sözlü, yazılı ve İlahi emirler(ayetler) olarak belertilmiştir. Davranışlar için, söylenmedik söz yoktur. İyi budur. Kötü budur. Doğru yol budur. Tüm bu iyi niyetlere rağmen, insanları rahatsız eden davranışlardan kaçmayan insanlar maalesef çoktur.

Toplumda, insanların kültür düzeyi, yaşam biçimi, gelir durumu, statüsü farklı farklıdır.

Kimi yönetilen, kimileri de yönetendir. Ülkemizde günümüzde yönetim, eksikliklerine rağmen demokratik usullerle belirlenmektedir. Ancak, vatandaşlarımızın, eğitim düzeyinin çok düşük olması, ekonomik durumlarının oldukça zayıflığı, feodal yapı düşüncesinin egemen olduğu kırsal kesim ve şehirlerin varoşlarındaki insanların ,”özgür birey “  davranışını sergileyemediklerinden, siyasi tercihler, devlet yöneticisini seçmek, temel ilke olmasına rağmen, kişisel menfaatler öne çıkmaktadır.

Yöneticilere gelince;”iktidar dağı”nın zirvesinde durmak kolay değildir. Orada durabilmenin koşulu, toplumun, kutsal değerlerini istismar etmek, yalan söyleyerek kandırmak hiç değildir.

Temel ilke” İyi fikir, iyi zikir, iyi işlek “olmalıdır.

Eline sahip olup, çalmamaktır. Beline sahip olup, namuslu olmaktır. Diline sahip olup da, dedikodu, yalan, dolanla iş yapmamaktır.

Sizlere, günümüze ışık tutar düşüncesiyle, dünyada, örnek bir yönetici olarak bilinen ve ADİL “HÜKÜMDAR olarak anılan NUŞİREVAN ‘ın adaletini aktaracağım.

Nuşirevan; M.S. 531 ila 579 yılları arasında hükümdarlık yapan, İran'ın Sâsânî sülalesinden, adaletiyle ün salmış bir hükümdardır. Adaleti hem de yaptırmış olduğu ünlü saraylar ve bu sarayların tâklarıyla meşhur olmuş bir hükümdardı.  Tâk-ı Kisrâ veya Eyvân-ı Kisrâ adıyla anılan ünlü sarayının tâkına bir çan astırmış ve bu çanın ucuna da bir zincir bağlatmıştı. İhtiyacı olan bu zinciri çekerek Nuşirevan haberdar eder ve o da bu kişiyle ilgilenirdi. Bu zincire ADALET ZİNCİRİ denirdi.

 

  Hazreti Ömer ve Sa'd İbni Vakkas Hazretleri, İran'a at satmaya gitmişlerdi. İran'a vardıkları zaman şehrin girişinde cirit oynayan bir kısım genç görüp seyre daldılar. Bir ara yabancıların kendilerini seyretmekte olduğunun farkına varan gençlerden birisi yanlarına gelip "Bedeviler" gibi sözlerle hakaret ettikten sonra, satmak için getirdikleri ve üzerine bindikleri Arap atlarını ellerinden zorla aldılar.

 

Hazreti Ömer ve Sa'd ibni Ebi Vakkas Hazretleri ticaret maksadıyla geldikleri şehre meyüs ve mükedder vaziyette girdiler. Yanlarında yiyecek bir şeyleri olmadığı gibi,paraları da kalmamıştı. Aç susuz akşam olmasını beklediler. Akşam olunca da bir hana vardılar. Kapıdan girer girmez hancı, misafirlerin yabancı olduğunu ve üzüntülü olduklarını anladı. Neden üzüntülü olduklarını sordu. Hazreti Ömer daha üzüntülü görünüyordu. O hiç konuşmadı. İbni Vakkas Hazretleri ise başından geçenleri hancıya dert yanarak anlattı. Hancı, misafirlerini dinledikten sonra:

- Siz kederlenmeyin, bizim hükümdarımız son derece âdildir. Ya atlarınızı buldurur yahut bedelini tazmin eder. Sizin anlattığınıza göre elinizden atları alan hükümdarın kendi oğludur. Ama o mutlaka bu meseleyi halleder, diyerek teselli verdikten sonra:

-Her sabah hükümdarımız pazaryerinde halkın önünden geçer ve halk ona dert ve dileklerini bildirirler. O da ne icap ediyorsa hemen yapar. Siz sabahleyin hemen pazaryerine gidin vaziyeti anlatın dedi.

Sabah, Hazreti Ömer ve arkadaşı pazaryerine çıkıp hükümdarı beklemeye başladılar. Biraz sonra hükümdar yanında tercümanları olduğu halde geldi. Herkes nesi varsa açık açık söylüyor o da gerekeni hemen orada yapıyor veya yapılmasını emrediyordu. Sıra Hz. Ömer ve İbni Vakkas'a geldi. Onlarda başlarından geçenleri anlattılar. Atlarının bulunup geri verilmesini dilediler.

 Hükümdar bunları dinleyince yüzü çok asıldı ve üzüntülü olduğu her halinden belli idi. Bir kese altın verdi ve atlarının da bulunacağını söyledi. Hükümdar tercüman vasıtası ile konuşuyordu, tercüman ise, atı alanların hükümdarın oğlu olduğunu söylememişti. Hazreti Ömer ve Ebû Vakkas Hazretleri yine akşam kaldıkları hana geldiler. Bu sefer yanlarında paraları da vardı, karınları da toktu. Hancının parasını verdiler, o gece de orada kalıp sabahleyin yola çıkmayı düşünüyorlardı. Hancı ne olduğunu sordu. Onlar hükümdarla görüştüklerini ve atları bulacağını söylediler, dedi.

Hancı birden öfkelendi ve:

-Demek kendi oğlu olduğu zaman iş değişiyor, dedi.

Sabah oldu bu sefer hükümdarın karşısına hancı çıkıp:

-Hükümdarım, suçu işleyen başkası olur ceza verirler de, sizin oğlunuz olursa cezasız kalır öyle mi? dedi.

Nuşirevan bunu duyunca rengi değişti ve çok sinirli olduğu besbelli idi:

-At sahipleri yarın şehir terk etsinler... Fakat biri şehrin kuzey, biri güney kapısından çıksın dedi.

Sabah oldu ve atların değerinden fazla para verdi. Hazreti Ömer ve Ebû Vakkas Hazretleri şehri terk ediyorlardı. Bir de ne görsünler, şehrin bir kapısına atı alan genç, diğer kapısına ise hükümdara yanlış bilgi veren tercüman asılmışlar ve ölmüşler bile...

Aradan zaman geçti, Hazreti Ömer Halife-i İslâm , Sa'd ibni Ebi Vakkas ise Mısır valisi oldu. Mısır’ı İslamlaştırma ameliyesinde bir de cami yapılacaktı. Bu camiye en müsait yer ise bir Yahudi’nin yeri idi. Mısır valisi Yahudi’nin yerine cami yapımına başladı. Yahudi çaresiz bir şekilde düşünürken Müslümanlardan bir zat:

-Nedir senin bu halin? Diye sordu.

O:

-Bir evim vardı, başka bir şeyim yoktu. Vali şimdi oraya cami yapıyor. Ben ne yapabilirim? Şimdi açıkta kaldım, dedi.

Müslüman ona:

-Sen git Medine'ye... Orada Halife Ömer vardır. Derdini ona anlat. Senin derdine mutlaka çare bulur, dedi.

Yahudi daha islamiyetin nasıl bir din olduğunu bilmiyordu. Medine'ye vardı. Halife'yi sordu, bahçede olduğunu söylediler. Gitti Bahçeyi buldu. Baktı ki, orada bir adam çalışıyor. Yanına yaklaşıp:

-Ben Halife Ömer'le görüşmek istiyorum, dedi.

Ona göre hükümdarın tarlada ne işi vardı. Karşısındaki:

-Derdini anlat! Ömer benim, dedi.

Yahudi derdini anlatıp, bir çare bulunmasını söyleyince Hazreti Ömer, öfkeli bir şekilde , bir kemiğin üzerine bir şeyler yazıp adamın eline verdi:

-Götür bunu valiye ver, dedi.

Yahudi bu yazışmadan pek bir şey anlamamıştı. Bundan bir şey çıkmaz, diyordu kendi kendine...

Mısır'a gelip kemiği Sa'd ibni Ebi Vakkas'a verince, vali çok korkmuştu. Hemen evi eskisinden daha güzel bir şekilde tamir etti ve yahudiye verdi. Hem de memnun etmek için bir miktar yardımda bulundu. Hazreti Ömer'in gönderdiği kemiğin üzerinde sadece şu iki kelime yazılı idi:

-Ben Nuşirevan'dan daha adilim!..”.

www.mollacami.com

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri