Türkiye nasıl ayrıştı ve kutuplaştı ?


Bu makale 2017-11-02 05:11:03 eklenmiş ve 341 kez görüntülenmiştir.
İbrahim Korkmaz

II. Abdülhamid tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Rusya İmparatorluğu, Osmanlı'ya bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletleri'nin İstanbul’da toplanılan bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi (anayasa) ilan etti.Yüz dokuz yıl önce ise modern siyasetimizin başlangıç noktasını oluşturan bir gelişme yaşanmış ve  24 Temmuz 1908'de yapılan ihtilalle Kanun-ı Esasi'nin yeniden yürürlüğe konması İkinci Meşrutiyet( hürriyet )dönemini başlatmış ve bu dönem, Meclis-i Mebusan'ın Mehmed Vahdettin tarafınca kapatıldığı 11 Nisan 1920 tarihine kadar sürmüştür.Siyasal partiler,parlamenter rejim,gerçek anlamda seçimler, yasama-yürütme dengesi benzeri gelişmeleri doğuran bu "ilân" 1935'e kadar "millî bayram" olarak kutlanmış, sonrasında ise unutulma duvarının arkasında kalmıştır.

Benzer bir "hürriyet" ortamının oluşumu için Türkiye; 1950 seçimleri sonrasına kadar beklemek zorunda kalmıştır.Bu dönemde ise; Toplumun tümünü kapsayacak bir tasavvur geliştirme alanında yaşanan başarısızlıklar sonunda,asırlardır kendilerine özgü ayrıcalıklar edinme ve özerkliklerini artırma amacıyla merkezle pazarlık eden topluluklar "cemaat siyaseti" sınırlarını aşarak "toplumsal siyaset"e geçmekte zorlanmış,bunun neticesinde, İttihad ve Terakki Cemiyeti ile CHF/P benzeri örgütlenmelerin farklı toplulukları kapsama iddiasındaki "siyaset" yapımı,son tahlilde ,"kimlik siyaseti"nin örtülü biçimde ve "sağ-sol" benzeri kavramsallaştırmalar altında sürdürülmesini önleyememiştir. Bundan dolayıda Türkiye,bugün dahi "kimliklerin özgürleştiği" ama "kimlik siyaseti"nin marjinalleştiği bir toplum olabilmenin oldukça uzağındadır.Çünkü;Toplumsal özgürlükleri "genişletme" şiarı ile "iktidar" olanlar,bunu kendi "cemaatler"i dışına taşıma girişiminde bulunduklarında,şiddetli bir iç direnç ile karşılaşmışlardır.. Bundan dolayıda Türkiye'de; "İki Türkiye" bir asra yakın bir süredir çatışmakta, kutuplaşma şiddetlenmekte, buna karşılık bu olgu, "kaynaşmış kitle," "birlik ve beraberlik" benzeri söylemlerle halının altına süprülmek istenmektedir.  
Bu konunun uzmanlarından Hanioğlu;“iki Türkiye” arasındaki gerilimin bu kadar uzun sürmesine rağmen birinin diğerini tam olarak bastıramadığına dair tespitinde ''İki Türkiye’ bir kırılma noktasına ulaşamadan çatışmayı sürdürmüş, siyasal iktidarı kullanarak karşıt kutbun sesini kısmış, buna karşılık, farklılıklarını koruyarak içinde beraberce yaşayabilecekleri ‘Bir Türkiye’ sentezine ulaşamamıştır.‘İki Türkiye’ bir asra yakın bir süreden beri kıyasıya çatışmakta, ‘siyasal iktidar’ı kullanarak diğerine kendi dünya görüşü ve yaşam biçimini dayatma teşebbüsünde bulunmakta, kendisine benzer ‘nesiller’ yaratmaya gayret etmekte, buna karşılık, kemikleşmiş kutuplardan birisi diğerini marjinalleştirecek bir kırılma noktasına ulaşamamaktadır.. Çünkü karşılarına almak zorunda kalacakları sosyolojinin büyüklüğüdür.. Yani, bu iki “düşman” sosyoloji arasındaki mücadele hiçbir zaman “savaş” boyutunu almıyor, çünkü ortada bir “dehşet dengesi” var: Bu öyle bir denge ki, iktidarda olmayı fırsat bilerek savaşı başlatanın sonunu bile getirebilir...'' derken..Diğer Uzman tarihçi Halil Berktay ise; ''Hanioğlu’nun çözüm önerisi bir temenniden ötesini ifade etmiyor..Temenni yerinde, katılmamak da mümkün değil, fakat problem şurada ki, iki taraf da “diğerini ‘dönüştürme’ arzusunun çatışma ve zaman kaybı dışında bir getirisi olmadığını” görmüyor, görmek istemiyor. Çünkü iki taraf da “diğeri”yle birlikte refah içinde yaşamaktansa, refahı azalsa da “diğeri”nin olmadığı bir ülkeyi hayal ediyor.Erken Cumhuriyet yaklaşım ve uygulamalarının doğurduğu sorunlar ortadadır ; Bunlar söylem düzeyinde iddia edildiğinin tersine "kaynaşmış bir kitle" yerine kutuplaşan ve çatışan "İki Türkiye" yaratmışlardır..Sizin idealize ettiğiniz TC devleti,15 Temmuz 2016’da halkına karşı çok büyük bir suç işleyerek çöktü. Bu yüzden yeniden yapılanmaya gidilmesi zorunlu ve mecburi hale geldi...Zaten hali hazırda yeni devlet düzeni için sürdürülen hummalı bir çalışma var.Devletin içi enkaz yığını.Bari bunu görün.Bizim yeni bir devlete ihtiyacımız yok.Doğru. Ama bir doğru daha var. O da şu: Bizim ciddi bir devlet reformuna, devlet meşruiyetinin güncellenmesine, kısacası yeni bir devlet düzenine de su ve ekmek kadar ihtiyacımız var.''demektedir.
Bu açıklamaları değerlendirerek bir sentez yapaçak  olursak;TC devleti kurulduğu günden beri hiç güncellenmemiştir.Bu da atıl, hantal, problem çözen değil problem yaratan bir hale dönüşmesine; topluma yabancılaşmasına neden olmuştur. Eğitimden adalete, tarımdan köy işlerine, belediyelerden güvenliğe… tepeden tırnağa ciddi bir devlet reformuna ihtiyaç var.Ama yeni bir toplum sözleşmesi yaratılmadan da yeni bir devlet düzeni inşa edilemez. Yeni devlet düzenini oluşturacak felsefe, küreselleşmenin geldiği yeni aşama karşısında çoğulculuğa, çokluğa, farklılığa imkan veren, demokratik değerleri önemseyen, hukukun üstünlüğüne yaslanan bir kimlik arayışı olmalıdır. Ayrıca, toplumdaki çeşitliliğin devlet düzeni içinde nüfusları oranında yer almalarına da olanak tanınmalıdır.Siyasal ve sosyal kutuplaşma, her ülkenin kaçınılmaz bir gerçeği.Eğer kutuplaşma pozitif yönde yaşanıyorsa, rekabet ortamı yarattığı için halkları ilerleten bir manivela işlevi görebiliyor. Ama negatif yönde yaşanıyorsa, etnik, inançsal, kültürel nefret oluşturduğu ve sosyal mesafeyi arttırdığı için ülkeleri cehenneme de dönüştürebiliyor.Ben kişisel olarak 15 Temmuz 2016 askeri darbesinden sonra Türkiye’nin yaşadığı kutuplaşmanın yapısal değişiklikler sürecine girdiğini düşünüyorum.Çünkü bu tarihten itibaren siyasal ve toplumsal kutuplaşma, karakter değiştirmeye başladı.Daha çok siyasal düzeyde sürüp giden, ağırlıklı olarak siyasal zeminde üretilen kutuplaşma, toplumsal yaşama daha çok temas etmeye başladı.Sonuçta,iki cumhuriyet tartışmasının kapsamlı bir geçmişi var ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarına (1922-1925) kadar uzanıyor.O yıllarda devlet biçimi olarak cumhuriyeti benimseyen ve kurulacak cumhuriyetin bir ulus-devlet olmasını savunanlar, tıpkı bugünkü gibi ikiye ayrılmıştı.Bu çarpışmada,Gazi Mustafa Kemal önderliğindeki Birinci Grup ağırlığını koydu ve kuruluş bu yönde yol aldı.İkinci grup yenildi ve siyaset sahnesinden çekildi; daha doğrusu zor yoluyla, baskılarla, idamlarla geri çekilmek zorunda bırakıldı.Ancak cemaatler taşrada büyük ölçüde köylülükten ve kasaba ahalisinden güç alarak etkilerini sürdürdü. İdeolojilerini yansıtan ve taşıyan muhafazakâr partilerin kurulması ve seçilmesi,zamanla belki iktidara gelmeyi ummak, hepsinin yöneldiği hedef oldu.AKP bu denemelerin sonuncu ve en başarılı partisi oldu.Peki ya ideoloji? O elbette fazla bozulmadan yerli yerinde duruyordu.
Sözün kısası; AK Parti ve liderliği bu ihtiyacı görmüş müdür,derseniz! AK Parti’nin yeni devlet düzeninden anladığı, mevcut devletin felsefesine, ideolojisine dokunmadan içini yeni kadrolarla doldurmak.Ama bu meşruiyetten yola çıkarak yeni bir devlet düzeni inşa etmek farklı bir durumdur. Yeni bir devlet düzeniği inşası gibi bir girişime yöneldiğinde,sadece kendisini meşrulaştıran desteği değil,tüm toplumu düşünmek zorundadır.Çünkü yeni devlet düzeni tüm toplumu ilgilendirmektedir.O yüzden,oradan gelen itiraz ve eleştirilere kulaklarını kapatamaz.Ayrıca yeni devlet düzeni artık çoğunluk esasına dayalı bir meşruiyet üzerine oturtulmuyor. Devlete dair meşruiyet tabanının geniş tutulup tutulmadığına, tüm toplum kesimlerinin çıkarlarının gözetilip temsillerine izin verilip verilmediğine de bakılıyor.Bu da yetmiyor; bir de uluslararası meşruiyet var. 

 

 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri