e-sgk hizlipro Ataköy Escort şirinevler escort tiro escort bayan güvenli bahis güvenilir bahis araba oyunları hd filmler izle bodrum escort bodrum escort bayan

HDP,nin Geleçeği....ve Dağa çıkışlar neden düştü?


Bu makale 2018-01-12 18:15:06 eklenmiş ve 600 kez görüntülenmiştir.
İbrahim Korkmaz

İçişleri Bakanlığı, 3 Mayıs’ta twitter hesabından çok dikkat çekici iki tablo yayınladı. Birinci tablo 2016 ve 2017 yıllarının ilk dört ayında gerçekleşen PKK’ye katılım rakamlarını; ikinci tablo son dört ayda PKK saflarından ayrılan örgüt üyelerini yansıtıyordu. Birinci tabloya göre 2016 yılının ilk dört ayında PKK’ye toplam katılım 415 iken 2017 yılında bu rakam 41’e düşmüş. Net yüzde 90’lık bir düşüş söz konusu. 2016 verileri 2015 verileriyle kıyaslandığında bu kez de yüzde 60’ı bulan bir düşüş karşımıza çıkıyor.Acaba veriler,bölgede dipten gelen yeni bir dalganın mı habercisi? Yoksa Kürt siyasi hareketinin oluşturduğu dalganın doğasındaki değişime mi işaret ediyor?....
PKK’ye katılımları düşüren nedenlere odaklandığımızda, karşımıza üç faktör çıkıyor. İlki devletin ; 2015 yılı Temmuz ayından bu yana uyguladığı topyekûn mücadele stratejisi. Bu strateji ile PKK toplumdan tecrit edildi, manevra ve faaliyet kabiliyeti ortadan kaldırıldı. Örgütün toplumla temas eden kanalları, şehir yapılanması gibi birimleri önemli oranda işlevsiz bırakıldı. Eyaletler arası iletişim, koordinasyon, yardımlaşma, dayanışma bariz şekilde durduruldu ve PKK artık topluma dokunamıyor, çünkü dağ ile toplum arasında teması sağlayan milis ve kurye gibi ara birimler operasyonlarla ayıklandı.Siyasete dokunamıyor,çünkü siyaset içinde gönül köprüsü kuran isimler diskalifiye edildi. Böylece PKK kendisini geliştirecek hinterlandı üretemez hale geldi.İkinci faktör, savaş yorgunluğu;33 yıldır süren çatışmalar bölge insanında çok ciddi mağduriyetler yarattı. Bölge ekonomisi bitme noktasına geldi. İşsizlik, yoksulluk çok ciddi oranlara ulaştı. Daha da önemlisi, Kürt siyasi hareketinin kendi ifadesiyle dillendirirsek, bölgede yaşayan ailelerde artık “üçüncü kuşak bedeller” (mağduriyet) oluşmaya başladı. Tüm bunlar bölge insanında “artık yeter” duygusu oluşturdu. Bu duyguyu ilk kez hendek-barikat siyasetinde gördük ve halkta örgüte dair ciddi kuşku ve kaygılar oluştu.
Üçüncü faktör Rojava;Son üç yıldır gözlemcilerin dikkatini çeken olguya göre,Kandil’e çıkmak yerine Rojava’ya gidiliyor.Oraya bakıldığındada, katılımlar da yüksek oranlarda değil. Örneğin (Emniyet ve Jandarmaya intikal eden vakalar itibariyle) 2014-2015 ile kıyaslandığında 2017 yılında yüzde 40’lık bir azalma dahi söz konusu. Bir diğer nokta: Rojava’ya katılım daha çok Avrupa Kürt diasporası üzerinden gerçekleşiyor.Kandil yerine Rojava’ya gidilmesi bize şunu söylüyor: PKK’ye katılımın doğası değişmekte. “Sonsuz adanmışlık” ruhuna dayanan eski katılım iradesi, artık kendisini popülerlik ve bireysellik üzerinden ifade ediyor. Çünkü Rojava’daki savaşın medyası ve bireyselliği var.YPG üyelerine her ay 100 dolar maaş veriliyor.Giyecek,yeme içme,sigara gibi ihtiyaçlar ayrıca karşılanıyor.Savaşı altında araba,cebinde Marlboro ile yaşarken,diğeri dağda sırtında 50 kiloluk yükle her gün kilometrelerce yol katetmek zorunda.
Dolayısıyla PKK sosyolojisinde iki olgu giderek ön plana çıkıyor. İlki Rojava. Rojava PKK için artık yapıcı değil çözücü, dönüştürücü bir dinamik. Diğer olgu, bölge insanının “PKK savaş örgütünden barış örgütüne dönüşsün” talebi.Bu talep o kadar önemli hale geldi ki,artık PKK’ye katılımları dahi etkilediği gibi,bu iki olgu PKK’yi değişim ve dönüşüme zorluyor.Şimdi durup düşünelim: Binlerce genç hayatını kaybetti. Yüzbinlerce insan evinden, işinden oldu. Kadim kentler yerle bir edildi. Açılan siyasi ve içtimai yaraların sağalması için daha birçok yılın geçmesi gerekecek. Bazı yaralar ise hiç iyileşmeyecek.Bu derece sarsıcı ve en büyük hasarı yaşadığı bir olaydan sonra, özeleştiri namına bütün söylenen “Halka anlatamadık, anlatsaydık böyle olmazdı..Devletin bu kadar sert tepki vereceğini beklemiyorduk, bu kadar üstümüze geleceğini tahmin etmiyorduk”dan ibaret. İnsan, gerçekten hayret ediyor!..Çünkü bu ;Kendi günahını halkın boynuna yüklemekten başka birşey değildir..     
HDP,ye geleçek olursak; Selahattin Demirtaş, 26 Şubat 2015’te CNN TÜRK’te Ahmet Hakan’a, “..PKK'ye silah bıraktıracak olan AKP değil, biziz. Eğer biz barajı aşarsak, demokratik siyaset güç kazanırsa, PKK de buna göre adımlar atacaktır... Bizden daha Türkiyeli bir parti yoktur. Bizim yönetimimiz tek bir kimlikten oluşmuyor. Başörtülü de, Alevi de, solcu sosyalist de, kadınlar da, Süryani, Arap, Türk, Kürt de kendini temsil ediyor... Hiç kimse azınlık muamelesi görmemeli.” dedi..7 Haziran akşamı seçim sonuçları açıklandığında, baraj aşılmıştı ve muhtemel bir kaos değil, umut baskın çıkmıştı.7 Haziran akşamı Demirtaş’ın ilk sözleri 'AK Parti ile işbirliği yapmayacağız' oldu. Ne var ki, henüz resmen bitmemiş ve kendilerinin de içerisinde yer aldığı bir 'çözüm süreci' devam ediyordu. O geceki psikolojik zafer ortamında söylenecekler elbette bunlar olmamalıydı. Sonunda; 11 Temmuz'da KCK bir bildiri ile ateşkesi bitirdiğini açıkladı.KCK Eşbaşkanı Besé Hozat 15 Temmuz'da Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan yazısında, “Yeni süreç devrimci halk savaşı sürecidir” derken, diğer eşbaşkan Cemil Bayık da 19 Temmuz'da halka silahlanma çağrısı yaptı.. ve hepimizin lanetlediği terör eylemleri başladı..  
"Sadece 20 Temmuz 2015 tarihinden bu yana PKK, 787 güvenlik görevlimizi, 312 sivil vatandaşımızı şehit etti. Bu eylemlerde 4 binin üzerinde güvenlik görevlimiz, 2 binin üzerinde vatandaşımız da yaralandı. Bölücü terör örgütüne yönelik operasyonlarda 5 bin 500 silah, 650 bin mermi, 142 ton patlayıcı malzemesi, 15 bine yakın bomba ele geçirildi."
Söz gelimi HDP, Barış ve Çözüm Süreci’nin daha serinkanlı ele alınması, güvensizliklerin giderilmesi, aksamaların zamanında müdahaleyle ortadan kaldırılması konusunda,belirli ölçüde daha aktif bir rol oynayabildiği gibi,barış görüşmeleri sürerken iktidarla daha dikkatli ve titiz bir ilişkinin ve buna bağlı politikaların tesis edilmesinde,değişik bir insiyatif üstlenerek,
Özellikle 7 Haziran seçimlerinde kendisine verilen toplumsal desteğin mahiyetini etraflıca anlatmak; “devrimci halk savaşı” ve “hendekli özyönetim” uygulamaları gibi uçuk politikaların yaratacağı fiziki ve fikri tahribata işaret etmek yönünde daha fazla çaba gösterib,son dönemde ağır can kayıplarına yol açan eylemlerin durdurulması yönünde PKK’ya daha fazla baskı yapabilir, Kürt Sorunu’nun çözümünde Türkiye’de silahla sonuç alınamayacağını daha yüksek sesle söyleyebilir, barışta ısrar edilmesi gerektiğini döne döne anlatıp,kapsamlı bir demokratikleşme hamlesi etkisini sadece Türkiye’de değil, bütün bölgede gösterir.Kendi Kürtleriyle problemlerini demokratik ve köklü bir dönüşümle geride bırakmış bir Türkiye’nin bölgede oynayacağı rol, hiç şüphesiz daha fazla olurdu..
PKK’nin de, HDP’nin de bu sessizlikten ivedilikle çıkarmaları gereken bir ders var: Karşılarında dilediklerini yaptırabilecekleri bir sosyoloji yok. Her denileni gözü kapalı kabul eden, sorgu suale tabi tutmadan hayata geçiren bir sosyoloji yok.Sosyoloji değişiyor ve dönüşüyor.Talepleri daha belirginleşiyor ama silahlı değil siyasi mücadeleyi tercih ediyor.PKK ve HDP bu sosyolojinin taleplerine denk düşen tercihlerde bulunduklarında arkalarına aldıkları desteği büyütmüşlerdi. Ama bu sosyolojiye onların arzuları hilafına dayattıkları siyaset ters tepti.  
Bitirirken bir de soru sorayım:HDP ‘halkların partisi’ değil miydi? ‘Türkiyelileşme’yi benimsememiş miydi? Sadece Kürtleri değil, Türkleri de, Ermeni, Çerkes, Arap, Rum, Süryanileri de; ‘tüm ezilen halkları’ temsil etmiyor muydu? Öyle ise neden sadece Kürtleri gündeminize alıyor,PKK’nın çağrısıyla sokağa çıkmayan diğer halklar’ın “yavşak,tırşıkçi,cahş,iktidar uşağı,hain, işbirlikçi” olduklarını sayıyorsunuz?...  
Peki, HDP için buradan çıkış var mıdır ve varsa bunun yolu nereden geçmektedir?..Buradan çıkış tabii ki vardır, hatayla yere çakılan bir siyasi partinin hatasını tamir ederek yeniden yükselebilmesi her zaman mümkündür.Yeniden yükselmenin yoluna gelince...Bunun için her şeyden önce HDP’lilerin, partilerinin hangi nedenle yere çakıldığı sorusuna doğru, yürekli bir cevap vermeleri, ardından da, bu hatanın bir daha tekrarlanmaması için neler yapılması gerektiği üzerinde uzun uzun çalışmaları gerekir.
Sonuç olarak;Demirtaş, partisinin genel merkezine gönderdiği mektupla duyurduğu, 11 Şubat Pazar günü yapılacak HDP 3’üncü Olağan Kongresi’nde aday olmama kararını açıklarken,Hasip Kaplan,ın yaptığı “Demirtaş’ın yerine sakın bir Türk göz dikmesin” çıkışını şöyle yorumladı ''Umarım Hasip Bey, kastını aştığını kabul edecektir; çünkü kendisi gerçekten de ne ırkçı ne de ayrımcı bir düşünceye sahiptir. Tam tersine, bunlara karşı mücadele etmiş bir siyasetçidir.HDP’de her türlü göreve talip olmanın yegane koşulu, parti ilkelerine inanmak ve saygılı olmaktır. Bunun dışında bir kriter olmaz, olamaz.”..Sırrı Süreyya Önder'dende Kaplan'a cevap: ''İlkel milliyetçilik insanı insanlığından eder'' şeklindeydi..Bu gelişmelerin ardındanda Kaplan "Siyasetten de partiden de istifa ediyorum" diyerek cevapladı..Bu gelişmeler bir başlangıçtır...diğerlerini zamanla birlikte göreçeğiz...
Kaynak: Al Jazeera - AA ve Basın

 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri