vibratör
vibratör
izmir sex shop
izmir sex shop
sex shop
saç bakım
jartiyer takımı
sex shop
işitme cihazı
e-sgk hizlipro Ataköy Escort şirinevler escort tiro escort bayan güvenli bahis güvenilir bahis araba oyunları hd filmler izle bodrum escort bodrum escort bayan

Suriye sahasında,Global Güçlerin Sınavı...


Bu makale 2018-05-01 17:04:18 eklenmiş ve 745 kez görüntülenmiştir.
İbrahim Korkmaz

Bu yazı,07.04.2018 Tarihinde yazıldı..Benden kaynaklanan nedenle geçte olsa şimdi yayınlanıyor..Okuyuçulardan özür dilerim..

Suriye sahası küresel bir çekişmenin bölgesel bir savaş alanı olması gibi, bu savaşın nereye evrileceği ve nasıl bir sonuca bağlanacağı da yeni global güçlerin kimler olacağını belirleyen bir saha olacak. Bu savaş, bir yönüyle mevcut global aktörlerin kendi güç sınırlarını görmeleri bakımından belirleyici olmanın yanısıra, birbirlerinin manevra, teknik, istihbarat, operasyon yeterliği, ittifak kurma ve müzakere kabiliyetlerini test etmelerine de olanak sağlıyor.Bu savaşta bazı güçlere kapılar kapatılıyor, bazıları kendilerine yer açıyor, bazıları ise tarihsel yolculuklarının sonuna yaklaşıyor.
Bu tesbitleri kısaca değerlendireçek olursam; Rusya, 1991’de Soğuk Savaş’ın bitmesi sonrası ilk defa kendi sınırlarından hayli uzak geniş bir alanda kendisine alan açıyor ve yeniden küresel güç çekişmelerinde ana aktör olarak kendisini kabul ettiriyor.İran, 1979’daki devrimden sonra ilk defa savunmadan çıkarak fiili bir saldırgan ve bölgesel bir hegemon güç olarak askeri ve ideolojik imkanlarını kullanarak küresel güç masasında kendisine yer açıyor.Suudi Arabistan’ın Suriye muhalefetine göreceli desteği ise rejimi devirme motivasyonundan değil, İran ile olan bölgesel kapışmasında Suriye sahasını halihazırda yaptırımlar altında zaten nefessiz kalmış İran ekonomisini içine çeken bir kara deliğe dönüştürmek ve böylece savaşı mümkün olduğunca uzatmaya dayalı..Katar’ın bu krizdeki pozisyonu, değerler açısından Suudi Arabistan’ınkinden daha tutarlı olmasına rağmen, ekonomik gücü ve muhalefete olan finansal desteği sahadaki küçük çaplı etkilerle sınırlıdır...Çin’in ise bir küresel aktör olarak Suriye krizinde politikasını belirleyen iki temel paradigmanın genel bir ilke olarak kendisine de Batı tarafından “rejim” suçlaması yöneltilen bir aktör olması hasebiyle “yönetim değiştirme”politikalarına karşı olmak ve BM güvenlik Konseyi’inde Suriye ile ilgili tasarıları veto etmekle sınırlı olduğu söylenebilir...Avrupa Birliği ve bu birliğin öncülüğünü yapan devletlerin Suriye krizindeki rolü, birliğin küresel jeopolitik mücadelede zaten düşme eğiliminde olan kapasitesinin giderek daha da düşeceğinin işaretlerini veriyor.Avrupa, özellikle 2013 yılında DAEŞ’in ortaya çıkışı ve 2015 yılındaki mülteci dalgası sonrası Suriye krizini ne ahlaki bir mesele olarak, ne hak ve özgürlükler mücadelesi bağlamında ne de jeopolitik bir güç ilişkisi olarak okuyor. Aksine Suriye krizi Avrupa açısından büyük oranda bir “güvenlik” meselesine indirgenmiş durumda.

Suriye krizinde en belirleyici aktör olan ABD’nin politikası ise özellikle son iki yıllık süreçte belirginleştiği üzere Sykes-Picot ile “ulus devlet” modeli etrafında şekillendirilen Ortadoğu’nun yüz yıllık bir aradan sonra mevcut ulus devletlerin siyasi sınırlarını değiştirmeden bu devletleri etnik ve mezhep temelli olarak “federatif devletler”e dönüştürmek üzerine kurulu.Bu açıdan ABD’nin bu politikası ile üç ana hedef gözettiği söylenebilir: *Merkezi hükümetleri zayıflatarak bugün veya gelecekte bölgede kendisine meydan okuma potansiyeli olan herhangi bir başkent bırakmamak,*böylece kırılgan siyasi yönetimler kurarak bugün veya gelecekte rahatlıkla müdahale edebileceği ve yine aynı rahatlıkla kaosa sürükleyebileceği yapılar inşa etmek,*oluşacak her federatif yapıyı bir diğer federatif yapıya karşı kendisini güvende hissetmesi için ABD desteğine mecbur bırakmak.
Suriye krizinin neredeyse bir iç soruna dönüştüğü tek ülke ise Türkiye. Savaşın ilk üç yılında Suriye krizi Türkiye açısından büyük oranda bir “ahlaki” mesele, “değişim” talebinin yanında durmak olarak görülse de 2014 yılının Ocak ayında PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde Türkiye sınırında üç ayrı kanton ilan etmesi ve burada devletimsi bir yapıya dönüşmesi ile aynı zamanda bir “beka” sorununa da dönüştü. Bu açıdan Türkiye bir yönüyle hala “değişim” talebinin yanında yer alırken, bir yönüyle de değişimin beklenmedik doğası itibariyle ortaya çıkan durumun getirdiği komplikasyonlara karşı yeni tercihler ve politikalara yönelmek zorunda kalıyor.Suriye krizinde “ahlaki otorite kim” sorusuna rahatlıkla “Türkiye” cevabı verilebilir.   
Fıratın batısımı-doğusumu derken,Afrinden sonraki konuya geldik..Son günlerde,Türkiye,nin ABD ile yaptığı görüşmelere,genelinde Avrupa, özelinde ise Fransa katılmaya çalışıyor..Ama;Bir NATO ülkesinin başkentinde sivilleri katleden,İstanbul'u bombalayan,güneydoğu illerini harabeye çeviren örgüte bu şekilde destek sağlanmasının açıklaması yok.Bu ne insan haklarıyla,ne demokrasiyle,ne de ahlakla açıklanabilecek bir durum değil.Buraya kadar manzara net.Lakin şunun not düşülmesi lazım: PKK'ya tek destek Batı'dan gelmiyor! Rusların birzamanlar,biz PYD'yi terör örgütü olarak görmüyoruz diye yaklaşımları vardı.Şimdilik sessizliğini koruyor.... İran'ın ise,PKK ile teşrik-i mesaisi malum.Yani,Türkiye'nin hem Batılı “müttefikleri” hem de İran ve Rusya PKK'yı Türkiye'ye karşı kullanıyor. Türkiye'nin Orta Doğu'daki manevra alanını daraltmak ve gözdağı vermek için PKK epey kullanışlı bir taşeron olduğu gibi,uluslararası insan hakları örgütleri tarafından hazırlanan raporlarda,PYD'ninde,farklı etnik gruplara,Türkmenlere,Araplara, Süryanilere ve kendisine yönelik tüm muhalifleri sindirmeyi kafasına koymuş olduğu için,kendi çizgisini izlemeyen Kürtlerede uyguladığı totaliter özerklik anlayışının hesabını soran yok...Yapılan; Özellikle uluslararası medyada “demokratik özerklik” ve seküler olduğu için övgülere doyamayan PYD'nin Suriyeli Kürtlere sunduğu şey ABD'nin Suriye'de PYD'ye askerî destek sağlaması,PKK'nın Avrupa başkentlerinde gösteri yapabilmesi ve finansman sağlayabilmesi ne müttefiklik hukukuna sığar,ne de herhangi bir güvenlik politikasına.DEAŞ'ı öven tweetleri atanları hapse atan AB ülkeleri, kendi başkentlerinde PKK'nın şov yapmasına izin verebiliyor.
Kısaca,Orta doğu politikası; 1-Birinci Dünya Savaşı’nın istikametinin belli olmaya başladığı 1916 yılında müttefik devletlerin başkanları,Fransa Versay'da buluşacaktı.İngiltere Başbakanı Lloyd George, Fransa Başbakanı Georges Clemenceau ve ABD Başkanı Woodrow Wilson'ın gündeminde savaş sonrası kazanılan toprakların akıbeti vardı.ABD Başkanı Wilson, Wilson ilkeleri olarak da bilinen self-determinasyonu savunurken,eski kıtanın emperyal güçleri buna taraftar değildi.Fransa ve İngiltere,Orta Doğu topraklarını kendi hâkimiyetleri altında paylaşmanın derdindeydi ve İki ülke de farklı Arap gruplarına farklı sözler vermişti.2-İran devriminden sonra, Irak'la bir savaşa giren İran, Suriye'de Esad rejimi ile ittifak geliştirme yoluna gitti.Irak müdahalesi sonrasında ise,Baas rejiminin tasfiyesi sırasında,İran, Irak'ta ciddi bir etkinlik alanı buldu.Ancak neredeyse tarihin tekerrürü şeklinde Suriye ve Irak'ın yeni bir işgal alanına geçmesi, Obama yönetimi sayesinde oldu.Suriye'de önce muhalifleri destekleyen, ancak sonrasında çok açık bir şekilde rejimin kalması için elinden geleni yapan Obama,Irak'ta artan İran etkisine de ses çıkarmadı. Bu Obama yönetiminin İran'la yaptığı nükleer anlaşmanın bir diyetiydi.ABD'nin Irak müdahalesi ile başlayan İran'ın Irak'ta etki sahasını arttırma projesi, Obama döneminde zirveye ulaştı. Obama yönetimi ülkeyi "anahtar teslimi" İran'a bıraktı.3-Bu planlar yaşama geçemeyinçe,Yüzyıllar boyunca Osmanlı idaresi altında olan Orta Doğu'nun modern sınırlarını belirlemek için,Sykes-Picot düzeni 21. yüzyılın başında, yeniden tartışılmaya başlandı. Bu tartışmayı tetiklemek için,yeni kanlı bir terör örgütüne ihtiyaç vardı,yani DEAŞ,a..Emperyal güçlerin oluşturduğu ve desteklediği DEAŞ, bu sınırları tanımadığını deklare ederek,hem Suriye'de, hem de Irak'ta geniş toprakları ele geçirmeyi başaracaktı.Sonunda ABD’nin son 30 yılda Ortadoğu’ya yönelik üç müdahalesinde de sonuç değişmedi.  
Son gelişmeler ise;Amerika ve Fransa,nın PKK’yi Rojava bağlamında 2003-2004 benzeri bir ayrışmaya doğru sürüklüyor.O tarihlerdeki örgüt içi karışıklığı Amerika tetiklemişti.Amerika’nın bugün de benzer bir karşıtlığı tetiklemek istediğine dair çok ciddi işaretler var.Örneğin Fransa ile yapılan görüşmeye,PYD,nin temsilçisi son dakikada alınmadı..Sorulan soru ise: Rojava mı PKK’yi yönetiyor,PKK mi Rojava’yı yönetiyor? ..Yani,ABD çizgisinin amaçı,İmralı ve Kandil hattını yani gerçek PKK çizgisini diskalifiye etmektir..  
Sonuç olarak; Yeni Ortadoğu düzeni kapsamında Kürtlerin üstleneceği role dair herkes konuştu; İmralı henüz konuşmadı.Ama konuşacağı, konuşmasına imkân sunulacağı günler de gelecek.O gün kartlar yeniden karılacak.O gün örgüt içindeki iki çizgiden hangisinin kazanacağı da belirlenmiş olacak.
 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri

seks shop   sex shop   sex toys   erotik seks shop   gay sex shop   gay sex shop   strapon nedir   kızılay sex shop   vibratör   izmir sex shop   antalya sex shop   ankara sex shop   istanbul sex shop   istanbul sex shop   seks shop   sex shop   sex shop   sex shop   seks shop istanbul   sex shop   iç giyim   saç bakım   işitme cihazı   sinop otelleri   sinop otelleri   sinop otelleri   sinop otelleri   sinop otelleri   sinop otel fiyatları   sinop otel tavsiye   فرمتجر الجنس   فروشگاه جنسی   فروشگاه جنسی   هزاز   вибратор   секс-шоп   متجر الجنس اسطنبول