ATATÜRK-İNÖNÜ İLİŞKİSİNİN BİLİNMEYENLERİ: BAŞBAKANLIKTAN AYRILIŞ


Bu makale 2014-07-16 05:55:35 eklenmiş ve 955 kez görüntülenmiştir.
Mehmet Uluçay

“ Milli Mücadele ile başlayıp ölümüne kadar farklılıklar içeren bir ilişki. Başından beri Mustafa Kemal'in İnönü'ye büyük bir sevgisi var. Öyle mektuplar yazmış ki, bir erkeğin bir kadına yazdığı mektuplar gibi. Hatta 1933'te yazdığı bir mektupta “Seni okurken hıçkırıklarla ağladığımı söylersem, inanır mısın? Bu duygularımı kimsenin yanında değil, yatak odama çekildikten sonra mahremimde yazıyorum. Sen beni muhakkak çok seviyorsun. Ya ben seni!” şeklinde ifadeler kullanmış. Bu tarih, aralarının açılmaya başladığı bir tarih üstelik. Ondan çekinirmiş de. Bir keresinde eski yazıyla notlar alırken “Aman İsmet görmesin, kızar” demiş.

İnönü ne diyor?İnönü'nün cevapları daha ölçülü, daha mesafeli, başından itibaren ilişkiyi dikkatli kurmaya çalışmış….

Tüm duyarlı davranışa rağmen, olaylar farklı gelişmektedir.

İnönü'nün başvekil olarak 30 Ekim 1923 te ilk Meclis konuşmasında

“Cumhuriyet Hükümeti, sözden ziyade iş yapmak, fiiliyat ve tatbikatla, size ve milletimize emniyet verici olmak için bütün kuvvetimizi sarf edecektir. Şiarımız; faaliyet, gayret ve iş yapmak arzusudur.”diyor.

“Hükümete gelince, hükümet, bir icra teşkilâtıdır. Bu teşkilat, belirli kanunlar, kararlar, kararnameler, talimatnameler ve nizamlarla işler. Hükümette fiil, irade ve karar, bu mevzuatla sınırlanır. Hükümetçilik, inkılâpçı bir aksiyon değil, bir icra işidir. Bu cihazın normal fonksiyonu budur. shf 478)

Hasan Rıza Soyak’ın hatıralarından “Atatürk’ün bir hükümet adamı gibi icra'nın günlük işleri ve icra organına ait meselelerle fazla ilgilenmediği malumdur. Onu tanıyanların ve bütün yakınlarının bilgi ve nakilleri bunu doğrular. Meselâ F.R. Atay şöyle yazar;

«Atatürk büyük hareketler adamıdır. Teferruat ile didişmekten hoşlanmazdı. Hükümet işleri ile pek baş ağrıtmamıştır….”(shf 479)

«İcra mevkiinde bulunanlara ait yetki ve sorumlulukların, keyfi hareketlerden ve sorumsuzların müdahalesinden azade bir ahenk içinde akımını sağlamak yolunda çalıştı.(shf:479)

«Anayasa’da cumhurbaşkanının yetkilerini, en küçük hadde indiren, bizzat Atatürk’tür». «Kendisi, her münasebet düştükçe:

— Bizde Cumhurbaşkanı, bir imzacıdan başka bir şey değildir, derdi».

Bir gün gene Hasan Rıza Soyak’a daha içli dert yanar: «Bunalıyorum çocuk, bunalıyorum...

Ben burada bir nevi mahpus hayatı yaşıyorum. Çünkü gündüzleri ekseriye yalnızım. Herkes işinde, gücünde... Benim ise çok günler, bütün günümü değil, bir saatimi dahi dolduracak işim yok... Şu halde, ya uyuyabilirsem uyuyacağım, olmazsa kitap okuyacağım yahut bir şeyler yazacağım...

F.R.Atay: Çankayada’ki köşkünde,yapacağı iş bulamadığı için ,iç sıkıntısına tutulduğu vakit,kendisini,cangıldan alınarak kafese konmuş bir aslana benzetirdim..”(Çankaya shf:350)ı Atatürk'ün ölümüne kadar genel sekreterliğini yapan Haşan Rıza Soyak da bu durumu doğrular:

“Arada biraz dinlenmek ve hava almak ihtiyacını duyarsam, şehir içinde ve dışında, ancak otomobiller ile gezintiler yapacağım. Ya sonra? Sonra gene bu hapishaneye döneceğim... Ve işte böyle kendi kendime bilardo oynayıp sofra zamanını bekleyeceğim!..

Bari sofrada bir değişiklik olsa? Ne gezer.’ Bu sofra nerede kurulursa kurulsun, karşımda, aşağı yukarı hep aynı insanlar... Aynı yüzler... Aynı sözler... Hâsılı bıktım usandım çocuk

(shf.480)

Yukarıda alıntıladığımız satırlara rağmen nasıl oluyor da Atatürk Hükümete müdahale ediyor. Birlikte okuyalım.

 

AYRIŞMAYI DOĞURAN NEDENLER: (2)

 

1-Atatürk’ün hükümet üzerindeki müdahaleleri

2- 1932 de Mustafa Kemal, İnönü'nün İktisat Vekili Mustafa Şeref Bey'i, içki sofrasında “ekonominin hali ne?” diye azarlıyor, adamcağız “açıklayayım” derken “açıklama!” deyip görevden alıyor. İnönü’nün haberi sonradan oluyor… Bayar ve Demirel’in yorumları, İpekçi’nin ısrarı üzerine de “Atatürk’ün dar devletçilikten tedricen beriye geldiği halde İnönü’nün olduğu yerde kalması” demekle yetinmişti. Hâlbuki 1932’de Mustafa Şeref Bey’in yerine İktisat Vekili olduktan sonra Celal Bayar’ın izlediği politikalar da devletçiydi. Dolayısıyla Atatürk’ün İnönü’yü devletçi olduğu için görevden uzaklaştırdığı iddiası çok inandırıcı değildi. Yıllar sonra Süleyman Demirel, Cüneyt Arcayürek’e çok farklı bir hikâye anlatacaktı: “Atatürk ile Mareşal Çakmak oturmuş, konuşmuşlar. Tunceli’yi temizlemek lazım geldiğine karar vermişler. İnönü’nün temizlik yapmaya fazla istekli olmadığını bildiklerinden, Celal Bayar’a sormuşlar; ‘Yapar mısın?’ [demişler.] Celal Bey bize böyle anlattıydı. ‘Yaparım’ demiş. Girişmişler. İsmet Paşa’da bir parça Kürt kanı vardı. Erdal bey de bir iki kez ‘Bizde biraz Kürt kanı vardır’ dedi…” Ben İnönü ile Atatürk arasındaki gerilimin tek bu nedene bağlanamayacağını düşünüyorum ama Celal Bayar’ın başbakanlığı sırasında yürütülen II. Dersim Harekâtı’nda yaşananlar (resmi rakamlara göre 14 bin ölü, 16 bin sürgün ve daha nice acı olaylar), bu iddiayı ciddiyetle ele almayı gerektiriyor.

 

 

 

Nedenlerin ilki, Atatürk’ün Cumhurbaşkanı sıfatıyla anayasal yetkisi olmamasına rağmen İnönü hükümeti üzerindeki müdahaleleriydi.

Başbakan, kendisine sorulmadan, danışılmadan kabinesinde yapılan değişikliklere karşı öfkeliydi. Bir tarihte gece yarısı yapılan bir bakan değişikliği karşısında Cumhurbaşkanına çektiği telgrafta, “gece yarısı gaflet uykusundan uyandırılarak kabinesinde değişiklik yapılmak istendiği haberini alan bir başvekilin bu hususta ileri süreceği mütalaadan nasıl bir fikir selâmeti beklenebilir?” diye sorma gereğini hissetmişti!

Başbakan olarak sorguya çekilmeye, kınanmaya tahammül göstermesi isteniyor; İnönü de buna karşı sert tutum alıyordu.

Anılarında şöyle yazıyor:

“Evvelce de Atatürk ile hükümet başkanı olarak beni müteessir eden bir olay cereyan etmişti. Atatürk, vekillere sert muamele yapacak. Atatürk’ten bilhassa rica ettiğim, vekillerden hangisini istemiyorsa, itimadı yoksa söylesin. Vekile söyleriz. Hiç kimse kendi itimadına

mazhar olmadığı halde vekâlette kalmak arzusunda değildir. Emin olsun bundan. Bunu değiştirmek mümkündür. Yapmasın bunu. Bunu rica ettim kendisinden. Bu nokta üzerinde son derece kırılıyorum. Toplanıyoruz. Herhangi bir vekili istifaya mecbur etmek için sert muamele yapmak, onun için çok ağır bir muamele oluyor. Hükümet olarak, başvekil olarak, benim için de çok üzüntü verici bir hadise oluyor.”

 

Unutulmasın ki, Celâl Bayar’ın ekonomi bakanı olarak kabineye girişi, yine Atatürk’ün ısrarı üzerine ve İnönü’nün de pek de hevesle karşılamadığı bir başka örnek olarak bilinmektedir.

Dış politikadaki görüş ayrılıkları

 

3-Devletçilik tartışmaları

Nihayet bir üçüncü ve çok temel bir anlaşmazlık konusu daha vardı ki, bu da devletçilikti. 1929 dünya ekonomik bunalımı Türkiye’de de benzer pek çok örnek gibi devletçilik dönemini başlatmıştı. Diğer yandan, devletçiliğin niteliği ve tanımı, ne olduğu, bundan ne anlaşıldığı ya da anlaşılmak gerektiği, hiçbir zaman somut ve açık olarak tartışılmamıştı; uygulamada dönemden döneme, hatta bakandan bakana değişen farklılıklar dikkat çekici olmakla birlikte, görmezden geliniyordu.

 

4-Mevhibe İnönü’ye göre 1936’da ikilinin arası yine limonileşti, Hatay Meselesi’nin nasıl halledileceği konusunda ikili anlaşamıyordu: “İnönü, dünya devletlerinin kendilerine ittifaklar aradığı bu buhranlı dönemde Fransa ile düşmanca ilişkilere girmeyi zararlı görüyor, bu tutumun Türkiye’yi istemediği bir tarafa itmesinden endişe duyuyordu. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın görüşünü de aldıktan sonra, İstanbul’dan Hatay’la ilgili gösterişli bir mitingden dönen Cumhurbaşkanıyla yarı yolda buluştu. İki eski asker Eskişehir’de bir gece saatlerce durumu incelediler. Sonunda temkinli İnönü görüşünü Atatürk’e benimsetti.”

“Hele dış politikayı kendisi bir yana bırakılarak Atatürk’ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile doğrudan saptamasına da mesafeli yaklaşıyordu. Hele bir de Hatay sorunu vardı ki, Atatürk’ün bütün ısrarlarına ve eleştirilerine rağmen, İnönü Fransızlarla görüşmelerin sonucunun beklenmesinden yanaydı. Hatay, o kadar da mühim bir mesele sayılamazdı; görüşmelerden olumlu bir sonucun alınması sabırla beklenmeliydi. Bu tutum Atatürk’ün düşündüğü şekilde zaman kaybı olarak görülmemeliydi; oysa Atatürk sabırsızdı; açıkça hükümeti eleştiriyor, hatta askerî bir harekâtı dahi masanın üzerinde güçlü bir ihtimal olarak tutuyordu ki, İnönü anılarında buna kesinlikle kaşı çıktığını anlatmaktadır.(C.Koçak).

 

Nyon Konferansı İkili arasında bir başka gerilim 9 Eylül 1937’de İsviçre’de yapılan Nyon Konferansı sırasında yaşandı. Habeşistan Savaşı sırasında İtalya’nın İspanya limanlarına yönelik tacizlerini görüşmek üzere uluslararası bir konferans düzenlenmesi kararlaştırılmıştı. Konferans sırasında Cenevre’de bulunan Tevfik Rüştü Aras, hem Başbakan İnönü’den hem de Cumhurbaşkanı Atatürk’ten gelen talimatları uygulamaya çalışıyordu, ancak bir gün, iki talimat çatışınca, durumu fark eden İsmet Paşa’nın canı sıkıldı. Daha önemlisi, Atatürk, anlaşmanın geciktirilmeden imzalanmasını isterken, İnönü, ne yapacağı pek kestirilemeyen Mussolini’ye karşı daha ılımlı davranılmasını savunuyordu. Tevfik Rüştü Bey, Atatürk’ün isteği üzerine anlaşmayı imzaladı. Bu olay İnönü’nün prestijini epey sarsmıştı. Bardağı taşıran son damla yoldaydı. İnönü’nün TBMM’de, ‘Dersim müşkilesinin bittiğini’ müjdelediği 18 Eylül 1937’de, Atatürk, Orman Çiftliği’nde yapılması planlanan bira fabrikası hakkında çiftlik müdürü Tahsin ve Hasan Rıza Soyak’tan bilgi almıştı. Bu kişiler, fabrikanın verimli olabilmesi için devletin işin içine girmesi gerektiğini, hatta İstanbul’daki Bomonti fabrikasının da devletçe satın alınmasını gerekli görüyorlardı. Hâlbuki İnönü buna baştan beri karşıydı.

Cumhurbaşkanı Atatürk ile Başbakan İnönü’nün yolları 1937 yılının sonbaharında dramatik bir şekilde ayrıldı.

PEKİ, YOLLARI NEDEN VE NASIL AYRILDI? (3)

 

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemil Koçak, Atatürk ile İnönü arasında yaşananları, görüş farklılıklarını ve onları ayrılığa götüren kavgayı yazdı..

Cumhurbaşkanı Atatürk ile Başbakan İnönü’nün yolları 1937 yılının sonbaharında dramatik bir şekilde ayrıldı. Bu kopuş yıllar sonra farklı siyasî polemiklere yol açtı.Ayrılığın nedenini açıklamak çok güçtür. Genellikle geçiştirilmek istenir. Buna karşılık ileride İnönü’nün siyasî hasmı olacaklar için söylentiye açık hayli bereketli bir konudur. Şimdi ayrılık nedenlerine gelelim.

 

İnönü anılarında şöyle yazıyor:

“Evvelce de Atatürk ile hükümet başkanı olarak beni müteessir eden bir olay cereyan etmişti. Atatürk, vekillere sert muamele yapacak. Atatürk’ten bilhassa rica ettiğim, vekillerden hangisini istemiyorsa, itimadı yoksa söylesin. Vekile söyleriz. Hiç kimse kendi itimadına mazhar olmadığı halde vekâlette kalmak arzusunda değildir. Emin olsun bundan. Bunu değiştirmek mümkündür. Yapmasın bunu. Bunu rica ettim kendisinden. Bu nokta üzerinde son derece kırılıyorum. Toplanıyoruz. Herhangi bir vekili istifaya mecbur etmek için sert muamele yapmak, onun için çok ağır bir muamele oluyor. Hükümet olarak, başvekil olarak, benim için de çok üzüntü verici bir hadise oluyor.”

 

Kavgaya doğru

Atatürk’e ait Atatürk Orman Çiftliği’nin hazineye bağışlanması talep ve önerisinin İnönü’den gelmesine karşılık, Atatürk’ün isteksiz davranması; çiftlikte bulunan bira fabrikasının genişletilmesini istemesine karşılık İnönü’nün bu öneriyi reddetmesi; Atatürk’ün İnönü’nün gerekçelerini yakınlarına soruşturması ve bunun gibi günlük pek çok ayrıntı sayılabilecek gelişmelerin yarattığı tartışmalar, çekişmeler, çatışmalar nihayet Eylül 1937 kavgasıyla sonuçlanacaktır.

İnönü şöyle anlatıyor: “Bu kavgada haksızlık esasında Atatürk’ündü. Tatbikatta idaresizlik ve haksızlık ikimiz arasında bana düştü. Haksızlık ona aitti. Şunun için: Aramızda geçen bir devlet işini, ‘sonra görüşürüz’ dedikten sonra, akşam masada halletmek, yani gündüzden tasarladığı mülâhazaları ve sebepleri imposition şeklinde karar alarak tebliğ etmek ve bu vesile ile sevmediği birkaç vekili tahkir etmek istedi. Evvelâ sakin idim. Sükûnet ile geçiştirmek istedim. Halindeki tecavüz manasının arttığını görünce, sabrım tükendi. Sonra şiddetle mukabele ettim. Mukabelemin şiddeti onu sükûnete getirdi. Tasmim ettiği hâdiselerde haklı olmak için sebep toplamak kararına derhal başladı. Sükûnet... Tariz... Hafif tahrik... Sonra Hatay ve Nyon meselelerini de söyledi.”

 

AYRILIĞA GÖTÜREN SON KAVGA (4)

 

İnönü ayrılık sahnesini de şöyle naklediyor: “Bir akşamüzeri sofrada kavga eder gibi bir münakaşa geçti. Ertesi gün Atatürk ile görüştük. Kendisinin bana söylediği şuydu: ‘Şimdiye kadar bin meselede bin defa kavga ettik. Akşam pek aleni oldu. Bir müddet çekilmen, istirahat etmen lâzım.’ ‘Minnettar olurum sana’ dedim. ‘Çok teşekkür ederim’ dedim. Hakikaten kendime hâkim olamayacak bir vaziyet idi. Olabilir. Oluyor. Hepimizin her gün yanımızda bulunanlarla birlikte çalıştıklarımızla başına gelen bir mesele.” “Bin defa kavga ettik, ama hepsinde ikimiz baş başa idik. Yalnız bu sonuncusu vekiller heyeti önünde olmuştur. ”Neticede 20 Eylül’de İnönü’nün sağlık nedenleriyle izinli olarak başbakanlıktan geçici olarak ayrıldığı açıklandı. Bayar vekâleten başbakan olmuştu. Bir hafta sonra ise söylentilerin

ayyuka çıkması üzerine bu ayrılığın kalıcı olduğu resmen doğrulanacaktır. Cumhuriyet döneminin âdeta değişmez başbakanı sıfatını kazanan İsmet İnönü, bizzat Atatürk tarafından görevinden uzaklaştırılmıştı. Siyasete yeniden dönecektir; ama Cumhurbaşkanı olarak ve aradan bir yıldan uzun bir zaman geçtikten sonra.

Ayrılığın basındaki resmi yorumu

“Başvekil Malatya mebusu İsmet İnönü’ye talep ve ricası üzerine Reisicumhur Atatürk tarafından bir buçuk ay mezuniyet verilmiş ve Başvekâlet vekâletine İktisat Vekili vekâleten Bayar tayin edilmiştir.” (Anadolu Ajansı: 21 Eylül 1937)

 

BU İŞ BİTTİ

 

. Ş,S.Aydemir “İkinci Adam “ kitabında Konuyu şöyle yazmaktadır. ”Özel Tren Ankara’dan vaktinde hareket eder. İnönü de beraberdir. Hareketten sonra Atatürk arkadaşlarına:

«— Bizi Paşayla biraz yalnız bırakınız»

Öyle de olur. Hususî trenin arka salonunda Başbakanla müddet baş başa kapanırlar. Diğer yol arkadaşları sofrada beklemektedirler. Uzunca bir süre sonra evvelâ İnönü görünür. Fakat “yüzünde hususî bir ifade olmaksızın» yemek salondan geçerek kendi kompartımanına çekilir. Sofraya oturmaz. Az sonra Atatürk görünür, sofraya oturur ve sadece bir iki arkadaşına bakarak:

«— Oldu, bitti!»

Haberini verir.

îşte bu olup biten. İsmet İnönü’nün Başbakanlıktan ayrılışıdır

Sonradan ve yakınlarının açıklamalarına göre, vagonun ardındaki özel salonda Atatürk’ün İnönü ile uzun konuşmaları, karara esas olan sözleri şöyledir:

— Ben şimdiye kadar her işte mutabık olduğumuzu sanıyordum. Dün geceki halinden anladım ki, yanılmışım. Fakat geç olmakla beraber hakikî vaziyeti anlamış olmam iyi oldu. Mademki aramızda mutabakat yoktur. O halde seninle bir müddet arkadaşlığa fasıla vermemiz lâzım geliyor. Bu vaziyette teşriki mesai edemeyiz. Birbirimizden uzak kalalım.

— Nasıl emrederseniz öyle olsun...

— Başvekilliğe kimi münasip görüyorsun?

İsmet Paşa bir isim vermez. Atatürk devam eder:

— O halde ben bir namzet teklif edeceğim: Celâl Bayar’a ne dersin?

— İsabet buyurdunuz. Her hususta olduğu gibi... .(shf: 496)

İnönü’nün Başbakanlığı böylece noktalanmış oldu.

KAYNAK:

1- Tarih Araştırmacısı Ayşe Hür, Atatürk'le İnönü arasındaki ilişkileri bilinmeyen yönleriyle Yenişafak’tan Mehmet Gündem'e anlattı. İşte o röportaj: 21.04.2008

2-. Ş,S.Aydemir.” İkinci Adam” cilt 1.Remzi yayınları.

3- Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemil Koçak, 

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Gazete Gölbaşı - Gölbaşı Haber Ajansı
Basın ve Yayın Haber Siteleri
© Copyright 2013 Gazete Gölbaşı. Tüm hakları saklıdır. Bu site GAP Gazeteciler Birliği ve KOMMANGENE Gazeteciler Cemiyeti Üyesidir.
Gölbaşı Siyaset
Gölbaşı'nda Siyaset
İsi Mutlu
AK Parti Mitingi
Belediye, Kaymakamlık, Valilik Bültenleri
Gölbaşı Spor
Muay Thai
Gölbaşıspor
Gölbaşı Eğitim
Çanakkale Zaferi
E-sgk
Gölbaşı Sağlık
Gölbaşı Asayiş
Milli Sporcu
Gölbaşı Vefat
Asayiş
Gölbaşı Devlet Hastanesi
Gölbaşı Asayiş Bültenleri